Sayfalar

24 May 2012

Salgın Hastalıklar / VEBA ve CÜZZAM

Ölümün Zaferi  (P.Bruegel) 1560 / Prado Müzesi

Çok değil iki asır öncesine kadar,  bir ay veya yıl içinde milyonlarca insanın ölümüne yol açan salgın hastalıklar, imparatorlukları çökertmiş, orduları yok etmiş, yaşama ve sevme biçimlerimizi değiştirmiş, sanatta yeni akımlara yol açmıştır. Bu hastalıklardan birkaçını tıp dışında ele alacağım bu yazımda. Veba ve cüzzam bu salgın hastalıklardan en ilginç olanlarıdır.
Salgın hastalıklardan veba feodalizmin sonunu getirmiş, kapitalizmin tohumlarını atmıştır. Cüzzam hastaneleri ortaya çıkartmıştır. Sıtma köle ticaretinin gelişmesine yol açmış ve Karayipler’de bugün yaşayan ırkın rengini belirlemiştir. Frengi korkusu seks yapmayı sınırlamış, insanlara peruk taktırmıştır. Bu hastalık salgınları bazı savaşların sonuçlarını tayin etmiştir. Savaşı kazanan taraf  salgın hastalıklara karşı dirençli olan taraf olmuştur. Örneğin Araplar Haçlı ordularını sıtmayla yenmişler, Ruslar, Napolyon’un ordularını tifo ile geri püskürtmüşlerdir. Amerikan iç savaşını Kuzeyliler’in kazanmasının nedeni, iki tarafı da kırıp geçiren mikrobik ishalin ardından Güneyliler’in ölen askerlerinin yerini dolduramamalarıdır.
En eski hastalıklardan olan cüzzam, hastalıklar hakkındaki felsefi düşüncelerimizi etkilemiştir. Mısır’lılar cüzzama “ölümden önceki ölüm” demişlerdir. Cüzzamlıların kendi başlarına terk edilmeleri Avrupalılar’ın buluşu değildi, eski Çin ve Hindistan’da da cüzzamlılar hemen öldürülür veya yakılırlardı. Cüzzamın Avrupa’ya bıraktığı en etkileyici miras “hastane”dir. Fransa, İngiltere ve İtalya’daki en eski ve ünlü revirler “cüzzam evleri” olarak kurulmuştur. Cüzzam salgını Ortaçağda Avrupa’yı öyle sarsmıştı ki, cüzzamlılar için toplanan bağışlar sayesinde bu ilk prototip hastaneler kalkındı.
Katolik kilisesine göre bütün cüzzamlılar günahkardı ve onlardan uzak durmak Tanrı’nın gazabından kaçınmak demekti. Kilise tüm cüzzamlıları günahkar ilan etse de onlara özel bir merhamet de bağışlamıştı. Bu çelişki Lazarus  hikayesine bağlanır. “Lazarus talihsiz bir dilencidir, köpeklerin yaladığı kötü yaraları vardır, ipekli mor bir elbise giyen isimsiz bir zenginin masasındaki artıklarla karnını doyurur. Lazarus öldüğünde cennete gider, buna karşın zengin adam cehenneme gider, bunun için Tanrı’dan şöyle bir açıklama gelir: “sen hayatın boyunca iyi şeylere sahiptin, Lazarus ise kötü, ama şimdi o rahat edecek, sen acı çekeceksin”. Hikaye böyle ama hekimler ve din adamları bu hikayeyi cüzzamlılara psikolojik destek için anlatır ve çok da etkili olurlarmış.
Avrupa’nın ilk cüzzam hastanesi IV. yüzyılda Konstantinopolis’te,  Zodicus isimli zengin bir cüzzamlı tarafından yapılmış. 600’lü yıllarda yasaklar başladı, Zodicus’un çözümü kabul görmüş bunun üzerine cüzzam evleri açılmaya başlanmış, zenginler bu evlere kilisenin hayır duasını almak için bağışta bulunmuşlar. XII. yüzyılda Avrupa’da 1900 cüzzamlı evi varmış.
Ortaçağ toplumları cüzzamlıları sadece dinsel nedenlerle dışlamadılar, suratı buruşan, kolları ve bacakları çürüyüp etleri dökülen birinden korktular da. Cüzzam korkusu sanatçıları da etkilemişti. Ortaçağ ressamları ve litografları, gerçek cüzzamlılara yaklaşmaktan kaçınmak için cüzzamlıları kırmızı beneklerle gösteren İncil tasvirleriyle yetinmek zorunda kaldılar. 1355’de cüzzamın fiziksel ve ruhsal umutsuzluğunu yansıtan ilk sanatçı İtalyan ressam Francesco Traini olmuştur. Kasvetli freskinde  elleri sarılı, burunları erimiş, öfke içindeki sekiz cüzzamlı dilenciyi tasvir etmişti. Biri, elinde  her acının ilacı ölüm, saadet bizi terk ettiğine göre, gel de bize Son Akşam Yemeğimizi ver” sözlerinin yazılı olduğu bir kağıt rulosu tutuyordu.
XIV yüzyılda cüzzam ve cüzzamlılar esrarengiz bir şekilde azalmaya başladı. 1340’larda, daha önce tıklım tıklım olan cüzzamlı evleri, artık bir veya iki hasta barındırıyordu. Cüzzamın aniden yok olması, yarı kardeşi sayılan tüberkülozun ortaya çıkışı ile aynı zamana rastlar. Cüzzam gibi tüberküloz da yoksulluğun, şehirlerin kalabalıklaşmasının getirdiği bir hastalıktır. Genetik yakınlıkları nedeniyle her iki hastalık ta benzer bağışıklık tepkileri oluşturur. Ancak çok daha hızlı hareket eden “tbc  mikrobu karşısında cüzzam mikrobu yavaş kalmış böylece Avrupa’daki 700 yıllık saltanatını devretmiştir.
Cüzzamlılar/ Bernard von Orley (1530)
Avrupa nüfusu  VIII. yüzyılda iyi beslenen 25 milyon kişiyken, XIII. yüzyılın ilk çeyreğinde çoğunluğu aç 75 milyon kişi olmuştu. Büyük ölüm (veba) Ortaçağ toplumunu alt-üst etmişti, alaşağı edilen ilk kurum ise feodalizmdi. Köylülerin toplu ölümleri emek kıtlığına yol açmıştı. Böylece XIII. yüzyılın  işsizliği doğal yolla sona ermişti. Korkuya kapılan toprak sahipleri, düzeni korumak için çalışanların ücretlerini iki katına çıkarmışlar, topraklarını bölmüşler ve daha önce ömür boyu emirlerinde olduklarını düşündükleri insanlara satmışlar.
Veba çok sayıda din adamını da öldürdü, böylece Latince’nin eğitimdeki gücü zayıfladı ve Avrupa’daki egemenliği sonlandı. Latince konuşan keşiş ve rahiplerin azalması karşısında kilise, istemese de bunların yerine yaygın kullanılan dillerde konuşup yazan insanları din adamı olarak aldı. Bir başka deyişle veba kilisenin otoritesini de sarstı. Veba akınları karşısında çaresiz kalan rahipler bazı bölgelerde kiliselerini bırakıp kaçtı. Aynı şekilde hekimler de itibar kaybetti. Dürüst hekimin tek bir reçetesi vardı; “fugo cito, vade longe, rede tarde  yani “ çabuk kaç, uzağa git, hemen dönme” . Acı ama gerçek, meşhur hekim-cerrah Guy de Chauliac, Papa IV. Clement’e bu reçeteyi vermişti. Yaşananların en çok hekimler için aşağılayıcı olduğunu yazmayı da ihmal etmemişti Chauliac. Bir kısım hekimler de veba kötü ruhunu (mikrobunu) korkutup kaçırmak için uzun gagalı kostümler giymişler, süngerden yapılma bu gagalara sirke ve benzeri kokular dökerek vebayı kaçırmayı bir korunma usulü olarak benimsemişlerdi.

Açık veba hastanelerinde  cerrahlar hastalara cerrahi işlem yaparken, hekimler sokakta bağırarak reçetelerini ilan ediyorlardı. Hastalığın kendilerine bulaşacağından korkup bu yerlerden  uzak duruyor, oraları daha aşağı bir sınıf olan berber-cerrahlara bırakıyorlardı. Aynı durum frengide de oldu;  frengililerin tedavisini berber-cerrahlar, şarlatan hekimler ve civa satıcıları üstlendi.

1826’da Papa XII . Leo  “günahkarları, günah işledikleri uzuvlarından cezalandıran Tanrı’ya karşı olduğu” gerekçesiyle prezervatifi yasakladı. Bu yasak günümüzde halen devam etmektedir. Hatta Papa 2. Jean Paul prezervatifi şeytan icadı olarak bilimsel bir çerçeveye oturtmuştur (!).






 Olümün Zaferi tablosundan detaylar


Veba için en anlamlı resmi büyük ressam Pieter Bruegel yapmıştı. Adı “Ölümün Zaferi” tam da veba salgınını tanımlayan bir ad.(Bu tablo, veba salgının resmedildiği bir ölüm peyzajıdır:her yerde yanmakta olan evler vardır, dumanları gökyüzüne dağılmıştır. Resmin çeşitli yerlerinde, tepelerinde içine cesetlerin bırakıldığı tekerlekler olan direkler ve asılanların cesetlerinin sallandığı darağaçları vardır.Tablonun orta kısmında tek başına ve yenilmiş görünümünde  duran bir haç bulunur. Ölüm, tabut kapaklarından yapılma kalkanlar taşıyan iskeletlerden oluşmuş ordusuyla ilerlemekte insanlığı yok etmektedir. İnsanlar, elindeki tırpanla insanları öldüren atlı bir iskelet tarafından, üzerinde haç bulunan büyük bir kutunun içine doğru sürülmektedir. Tablonun her yerinde, çaresizce kaçışan ya da sonuçsuzca karşı koymaya çalışan insanlara saldıran iskeletler vardır.  Sol tarafta, vebayı temsil eden bir iskeletin sürdüğü arabanın içinde birçok kafatası vardır. Tabloda, toplumun her kesiminden insanlar, çiftçiler, askerler, soylular ve krallar, ölüme aynı şekilde maruz kalmaktadır.  Ölümden kaçmak için bir fıçı altınını rüşvet için hazırlayan aristokrata bakmaz bile iskelet, altınları almaktadır. Tablonun ön orta bölümünde bir köpek, yere düşmüş annesinin kucağındaki ölü bir çocuğun yüzünü kemirir.  Ölümün acımasızlığı  burada doruk noktasındadır. Tablonun bu bölümünde ölüler kefenlenmektedir. Bruegel tabloda kara mizah da kullanmıştır. Tablonun sağ alt köşesinde, birbirine bakışan  iki aşık, olan bitene ilgisizdir. Arkalarındaki iskelet ise, erkek aşığı taklit ederek, ut çalıyormuş gibi yaparak insanlarla alay etmektedir. Daha bir çok ayrıntı vardır resimde ).

Kısa bir bilgi ; cinsel hastalıklar veya cinsel yolla bulaşan hastalıklar için kullanılan iki kelime vardır: venereal hastalık “Venüs”ten, zührevi hastalık “Zühre”den gelmektedir. Venüs’ün diğer adı da Zühre’dir. Zühre yıldızı cinselliği simgelediğinden cinsel yolla bulaşan hastalıklara haksız şekilde  "isim anası" olmuştur

Tederica de Cervika’nın çizimi (1375) / Leiden

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder