“ARKEO DUVAR” 20. sayıda yayınlandı
İyi hekimlik, kazanılan para ile ölçülemez. Etik de-
ğerler, mesleki sorumluluk ve hasta yararı her za-
man öncelikli olmalıdır. Tıp bir sanattır, iyileştirme
sanatıdır, hekim de bu sanatı başarıyla uyguladığı
ölçüde iyi hekimdir!
Mezopotamya, Antik Yunan ve kadim Anadolu uy-
garlıklarında hekim, saray dışında verdiği hizmetten
elde ettiği gelirle geçinirdi. Hekimler, serbest mes-
lek erbabıydı; fırıncı, hancı veya mimar ile ekonomik
anlamda aynı statüde idi, devlet memuru değildi.
Saraydan herhangi bir ücret almazdı ancak hediye
şeklinde değerli eşya kabul ederlerdi. İlk devlet me-
muru hekim ünlü Bergamalı Galen’dir, gladyatörlerin
yaralarına bakar düzenli maaş alırdı.
Yunan tarihçi Diodorus Sicilus’un yazdıklarına göre,
Mısır uygarlığında savaş zamanlarında ve Mısır top-
rakları içindeki seyahatlerinde hastalara ücretsiz te-
davi hizmeti veriliyordu. Çünkü doktorlar devletten
para alıyordu. Bu durum diğer uygarlıklardan ciddi
şekilde farklılık gösterir. Buna kamu hekimliği de di-
yebiliriz. Devlet görevlisi ve hekim İmhoetep’in buy-
rukları arasında ‘hastanın ödeme gücünün üstünde
ücret istenmeyeceği’ vurgulanır ki tarihte hekimlere
yönelik ilk yazılı kanundur.
Babil Kralı Hammurabi’nin kendi adıyla anılan kanun-
larına göre, bir hekim, soylu bir hastanın kırık kemi-
ğini tedavi etmişse hekime 5 gümüş şekel ödenecek
eğer hasta soylu bir kişi değilse ücret 3 şekel ola-
caktı. Eğer bu kişi soylu kişinin esiri ise hekime 2 şe-
kel verilecekti. Kanunun 215’inci maddesinde dokto-
run büyük bir operasyon gerçekleştirmesi ya da bir
göz hastalığını iyileştirmesi halinde, 10 şekelle ödül-
lendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Hasta, özgür biriy-
se 5 şekel, eğer köleyse efendisi onun adına 2 şekel
öderdi. Cerrahi operasyonlar için ödenecek ücretler
1 şekel, 16.5 gr. gümüş demekti, 10 şekele bir ev,
birkaç dönüm tarla veya vasıflı bir köle alınırdı. inek 7 şekel, bir at 20 şekel, bir kıymetli elbise 30
şekel idi. Bir yapı ustası yılda 8 şekel kazanırdı.
Herodot, tarih kitabında Kroton’lu Demokodes isim-
li hekimin yılda 1 talent kazandığını yazar. 1 talent,
26.2 kg olup yaklaşık 6000 drahmidir. 1 Talent 60
Mina, 1 Mina 60 şekel olarak olarak Hititler’den Asur-
lular’a, Babil’den Filistin’e kadar kullanılmıştır. Helle-
nistik dönemlerde kare şeklinde minalar basılmıştır.
Drahmi ise bir avuç dolu obolos olup bir obolos ise
takasta kullanılan bakır çubuktu. Ancak ticaret ge-
liştikçe özellikle Fenikeliler obolosu daha sonra gü-
müş ile karıştırarak değerini artırdılar. Böylece bir
obolos drahminin 1/6’sı sayılan gümüş metelik olarak
kullanılmıştır. Antik Anadolu’da, İyonya’da bir mimar
günde 1.5-2 drahmi, kitap yazıcısı beş günde yaza-
bildiği 1000 kelimeye 20 drahmi alırdı. 50 kg buğday
8 drahmi, bir öküz 60 drahmi bir ev 3000 drahmi idi.
Kaba bir hesapla o dönemde bir hekim yıllık kazan-
cıyla 100 öküz veya 2 ev alabilirdi. Bugünkü rakam-
larla 1 gümüş talenti 300 bin dolar, 1 altın talent 1
milyon dolar olarak hesaplayabiliriz.
Asklepionlar’da özel ve kamu hekimliği olmak üzere
iki çeşit hekimlik vardı. Özel hekimlikte hastaya he-
kim kendi evinde bakar ve ona göre bir ücret alırdı.
Kamu hekimliğinde ise ‘iatreion’ veya ‘taberna’ de-
nen mekanlarda hasta bakılır, hekimlerin maaşları
yönetimce belirlenirdi. Bu hekimlere ‘iatros demo-
sios’ denir ve ücretleri ‘iatrikon’ denen bir vergi ile
halktan sağlanırdı, hastadan ayrıca bir ücret talep
edilmezdi. Bunun yanı sıra hasta Asklepion’dan çık-
madan önce mali durumuna göre hekime hediyeler
verirdi. Zenginler domuz, koyun ve en makbul olarak
da horoz sunarken fakirler ise ayakkabılarını, kendi
yaptıkları şarap veya yulaflı kekleri hediye ederlerdi.
Çok fakirlerden ise bir tutam saç veya Asklepion’u
yüceltici bir şarkı söylemesi istenirdi. Özel hastaların
tedavi ücretlerini ödemeleri taksitlendirilebiliyordu
ancak ödeme bir yılı aşamazdı.
Günümüz Bergama’sında yer alan antik sağlık yurdu
Asklepion’un kuruluşu MÖ 4’üncü yüzyıla dek uzanır.
Burada hasta tapınaktan çıkmadan önce tedavi üc-
retinin yanı sıra kendi adını taşıyan, hastalık ve teda-
vinin kayıtlı olduğu, adak niteliğinde bir tablet verir-
di. Bu tabletler tapınağın duvarlarına asılır, böylece
tapınağa yeni gelecek kişilerin güven duymaları sağ-
lanırdı. Bu şifa ziyareti sırasında hasta mali durumu-
na göre bir sunuda bulunurdu. En fakir olanlar ayak-
kabılarını veya şarapla tatlandırılmış yulaflı keklerini
verirken, zengin olanlar domuz veya koyun sunarlar-
dı. En kabul gören sunu horozdu. Platon, “Phaedo“
adlı eserinde, Sokrates’in son sözlerinin “Crito, Ask-
lepios’a bir horoz borcumuz vardı, bu borcu benim
için kapatır mısın?” şeklinde olduğundan bahseder.
Varis tedavisi gören
hastanın bacağının ilk halini gösteren adak tableti
Rönesans döneminde Floransa’da hekimler ve ba-
harat tüccarları ‘Medici Especiali’ adında bir lonca
kurdular. Böylece soyluluk ve soylu meslek kavramı
para kazanma karşısında kaybetmiş, dönemin ege-
men ve güçlü meslekleri para getiren işlerde ortak
loncalar kurmuşlardı. Buradan bizim kerameti kendinden menkul meşhur medya gülü doktorlarımıza bir selam çakalım. Sloganımız hazır: “Baharatçılar ve
doktorlar el ele, sağlıklı günlere (!).” Sanatçılar da bu
loncaya sağlıkçılara olan yakınlıkları nedeniyle 2’inci
dereceden kabul edilmişlerdir. Trajikomik bir durum!
Bu arada doktorlara Anadolu ve Yunan uygarlıkların-
da da ‘iatros’, Roma’da ise ‘medici’ denildiğini hatır-
latalım. Roma imparatoru Vesparian’ın MS 79’da ve
devamında MS 117’de Hadrianus’un doktorları asker-
likten, MS 159’da Antonius Pius’un ise hekimleri ver-
giden muaf tuttuklarını bir dipnot olarak verelim.
Anadolu Selçukluları’nda hekimlik, serbest meslek
uygulaması biçimindeydi. Hekimler yaptıkları hiz-
met karşılığında halktan ücret alırlardı, bu hekimlere
devletin desteği yoktu. Bunun yanı sıra sağlık hizme-
ti sunan vakıflar kurulmuştu, buralarda sağlık hiz-
metleri halka ücretsiz sunulurdu, bu vakıflar harca-
malarını dükkan, hamam, çarşı gibi gelir getiren öz
kaynaklarından sağlardı. Burada Ebul Kasım El Zah-
rawi’nin -Albucasis “Cerrahlar, tanrının gözü üzeri-
nizdedir, cerrah gerçekten gerekli olduğu için mi,
para aşkı için mi ameliyat yapar” sözünü ünlü kitabı
‘El-Tasrif’ in başına koyduğunu, Amasyalı Şerafettin
Sabuncuoğlu’nun ‘Cerrahiye-i İlmiye’ kitabında, “Bir
işi hor görüp adının kötüye çıkmasına neden olma-
malısın, paraya tamah edip kendini hakikat katında
saygın iken aşağılatmamalısın” uyarılarını da tıpta,
bilim ve sanat kadar önemli olan etik kavramını orta-
ya koyduklarını da hatırlatalım.
Günümüz hekim kazançları yazımızın konusu değil,
zaten ülkemizdeki hekimlerin büyük bir çoğunluğu-
nun kazancı yazmaya değer değil! Hekimlerin büyük
çoğunluğu zor koşullarda yaşıyorlar, medyatik he-
kimler ise kapitalizmin nimetlerinden sonuna kadar
yararlanıyorlar.
Tıbbı seçmenin en önemli nedeni, insanlara yardım
etmek için hekimliğin en uygun meslek olmasıdır.
Daha fazla para kazanmak için doktor olmayı, bunun
için tıp eğitimi görmeyi hiç kimse ilk başta düşün-
mez. Ancak uzun ve zorlu ve bir o kadar da masraflı
bir eğitimden sonra hekim diğer insanlardan farklı
bir konuma ulaşmış olsa da yine de hayatını kazan-
mak zorundadır. Hekim, tıbbın dışında mesleğin ti-
cari yönüyle tanışır ve eğitimine başlarken var olan
ideallerinden bir kısmı bu süreçte yitirilir. Bu istenil-
meyen, bir durum olsa da maalesef gerçektir. Ancak
bir ironiyi de beraberinde yaşıyoruz. Şöyle ki iyi para
kazanan hekimin vicdanı kazandığı para nedeniyle
rahatsız olmaz Çünkü bu hekim, ‘kötü hekim’in para
kazanamayacağını düşündüğünden kendi maddi ka-
zancının mesleki başarısından ve ‘iyi bir hekim’ ol-
masından kaynaklandığına inanır. Ancak meslekten
para kazanmayı hedeflememiş ve kazanamamış iyi
hekimlerin var olduğunu düşündüğümüzde bu yargı-
nın pek de doğru olmadığı ortaya çıkar. Dolayısıyla
iyi hekimlik, kazanılan para ile ölçülemez. Etik de-
ğerler, mesleki sorumluluk ve hasta yararı her za-
man öncelikli olmalıdır. Tıp bir sanattır, iyileştirme
sanatıdır, hekim de bu sanatı başarıyla uyguladığı
ölçüde iyi hekimdir!
Sözlerimizi şair Can Yücel’in “Bergama Asklepion’u
için yazmış olduğu” Altına Hücum şiiri ile noktalayalım.
Biz altın istemiyoruz
Altın gibi buğday başaklarımızı istiyoruz.
Masmavi denizimizi istiyoruz.
Zehire hayır!
Siyanüre hayır!
Altın olan zehire hayır!
Hastanesini siyanürleyemezsiniz!


