Yaşamını
tarih bilimine, üniversiteye ve öğrencilerine adamış bir akademisyen olan Prof
Dr Mete Tunçay ile hayat arkadaşı, müzikolog, klasik Türk müziği duayenlerinden
Gönül Paçacı Tunçay sayesinde tanıştım. Kendisini yazılarıyla, kitaplarıyla
tanıyor olsam da karşımda, sakalı ve heybetli görünümüyle bir Zeus duruyordu o an. Eşinin kurumdan
ayrılmasını, emekli olmasını isteyen, buna karşı Gönül Hocayı caydırmaya
çalışan Konservatuvar
vekil Müdürü’nün tanışması böyle oldu. Bana elindeki yıldırım demetlerini ne
zaman gönderecek diye belli etmemeye çalışarak tedirgin ve kaçamak bakışlar
atarak konuşuyordum.O vakur duruşlu eş, yumuşacık yüreği ile kararımıza saygı
göstererek bizim yanımızda yer aldı ve ortaya OMAR (Osmanlı Müziği Araştırma
Merkezi) gibi bir anıt çıktı, tabii Gönül Hocamın çalışkanlığı ve Mete Hoca’mın
destekleri sayesinde.
Siyaset
bilimci, tarih profesörü ve yazar olan Mete Tunçay’ın biyografisine farklı
kaynaklardan kolayca ulaşılabilir. Çok kısa bazı kilometre taşlarını vermekle
yetineceğim. 1936'da İstanbul'da doğdu. 1958'de A.Ü. Siyasal Bilgiler
Fakültesi’nden (Mülkiye) mezun olduktan sonra aynı fakültede asistan oldu.
1961'de özgürlük kavramı üstüne yazdığı tezle doktorasını aldı. 1966'da “Türkiye'de
Sol Akımlar 1908-1925”başlıklı çalışmasıyla siyasal teoriler
doçenti oldu. 1972'de Mülkiye’den istifa etti. 1978'de İ.Ü. Siyasal Bilgiler
Fakültesine geçti. 1983 yılında 1402 yasasıyla üniversiteden uzaklaştırıldı.
1984-1993 yıllarında aylık Tarih ve Toplum, 1994-1996 yıllarında da Toplumsal
Tarih dergilerinin editörlüğünü yaptı. Bu dergiler, Türkiye'de resmi tarih
anlayışının dışına çıkan "eleştirel tarih" akımının zeminini
oluşturdu. 1990'da
Danıştay kararıyla Siyasal Bilgiler Fakültesindeki görevine iade edilse de
orada kalmadı. Bilgi Üniversitesi tarih bölümünde
akademik hayatına yaşamının sonuna kadar devam etti. 18 Ağustos 2025'te 89 yaşında hayatını kaybetti.
Mete Tunçay, siyasi kimlik olarak kendisini "özgürlükçü sosyalist" veya "demokratik sol" çizgisinde tanımlayan, marksizmi ve sol düşünceyi sivil toplumcu, özgürlükçü ve eleştirel bir süzgeçten geçiren bağımsız bir entelektüeldir. Bu politik duruşu liberal ve demokrat geleneğe bağlı olmuş, Karl Popper’den etkilenmiştir. Prof. Dr. Mete Tunçay tamamen entelektüel üretim, derin sohbetler, dostluklar ve bitmeyen bir öğrenme tutkusu üzerine kurulu dünyasını kitap yazmanın yanında çeviriler yapmakla da zenginleştirmiştir. Ağır ameliyatlar geçirdiği yaşamının son dört-beş yılında dahi çeviri yapmaktan vazgeçmemiştir. Tartışmak ve üretmek en büyük hobisiydi. Daha iddiasız hobileri arasında orijinal küçük kutular toplamak, kedi beslemek, seyahat etmek, salaş meyhanede dostlarla demlenmek ilk anda akla gelenlerdir. Kişiliğinde dikkat çeken en değerli özelliklerden biri de gösterişten uzak zarafetiydi. Derin bilgisi hiçbir zaman kibirli yapmadı onu. Alçakgönüllülüğü, ölçülü konuşması, nezaketi ve sakin üslubu, onu tanıyanların belleğinde en az eserleri kadar yer etti. Tarihi, iktidarın istediği gibi değil, belgelerin gösterdiği gibi yazma namusunu hiç kaybetmedi.
Sol düşünceye bağlı kalırken açık topluma olan inancından hiç ödün vermeyen, kendi tarafına bile eleştirel bakabilen ender aydınlardandı. Her zaman kibar, sakin, sorunları şiddetten uzak ve tartışarak çözmeyi, kısaca usuleti ve suhuleti seven bir aydındı. Burada kendisiyle çok samimi olarak konuştuğum bir konudan, hakkında en çok tartışılan konudan, Fettullah Gülen cemaatine yakın olan bir vakfın desteklediği Abant Platformu adlı çalışma grubunun 3-5 yıl eşbaşkanlığını yürütmüş olmasından bahsetmeyi gönül borcu olarak görüyorum. Mete Tunçay’ın hiç tanışmadığı ve konuşmadığı Gülen’in düşüncelerini benimsemesi eşyanın tabiatına aykırıdır, çünkü o bir agnostiktir, sosyalisttir, dünya görüşü dini cemaat görüşleriyle aynı kulvarda yürüyemez, yürümemiştir de. İnanç yapısı gereği yukarıda adı geçen vakıf veya çevresinden gelen iftar davetlerini "ben oruç tutmuyorum, oruç tutmayanın iftar sofrasında işi yoktur" diyerek her defasında reddetmesi dürüstlüğündendir. Bu ilişki tamamen pragmatik ve o döneme ilişkin bir "diyalog" zemininde gelişmiştir, ideolojik zemini yoktur, bir düşünce atölyesine samimiyetle katılım dışında amaç içermemiştir.
Özgürlükçü
sol ve sivil toplumculuk anlayışı çerçevesinde “resmi ideoloji” eleştirisini yapmış,
erken Cumhuriyet döneminin tek parti yönetimini akademik bir eleştiriye tabi
tutmuştur. Aynı çerçevede Kemalizm ile arasına bir mesafe koymuştur. Türkiye
solunun önemli bir kısmının benimsediği Kemalist/ulusalcı sol çizgiden farklı
olarak daha sivil ve özgürlükçü bir sol anlayışını savunmuştur. Demokrasinin ve
sol siyasetin devlet odaklı değil, sivil toplum ve bireysel özgürlükler
temelinde yükselmesi gerektiğini vurgulamıştır. Her zaman anti-militarist ve
demokrat duruşu savunmuş bu nedenle ”askeri vesayet” karşıtlığına yönelik her
platformda düşünceleriyle katkıda bulunmuştur. “Resmi tarih” yazımını reddederek
tarihin övgü ya da yergi aracı olmaması gerektiğini söylemiştir. Sosyal
hayatının merkezinde her zaman akademisyenler, yazarlar, gazeteciler ve
öğrencileri yer almıştır, Türkiye'nin önemli entelektüelleriyle çok yakın
dostlukları ve çalışmaları olmuştur. Mülkiye mezunu
ve hocası
olarak, “Mülkiyelilik” kültürü ve oradaki dostluk bağları hayatında her zaman
çok önemli bir yer tutmuştur. Öğrencilerine tarihi ezberlenecek bilgiler bütünü
değil, sorgulamanın,
karşılaştırmanın ve kanıt aramanın disiplini olduğunu öğretmiştir. O heybetli
görünüşünün ardında tarihe duyduğu saygı kadar insana duyduğu saygı ve güven de
yerini almıştır. Bu nedenle öğrencileri “Mete Tunçay’ın paltosundan
çıktıklarını” övünçle söylerler.
En önemli
eserleri:
*Türkiye'de
Sol Akımlar (1908-1925): Osmanlı'nın son dönemi ve Cumhuriyet'in ilk
yıllarındaki sosyalist/komünist hareketleri belgeleriyle inceleyen temel bir
başvuru kaynağıdır.
*Türkiye
Cumhuriyeti'nde Tek-Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931): Erken Cumhuriyet
döneminin siyasal yapısını, muhalefetin tasfiyesini ve tek parti rejiminin
inşasını eleştirel bir gözle inceleyen çalışmasıdır.
*Batı'da
Siyasal Düşünceler Tarihi (I-II-III): Siyasal teorileri kapsamlı şekilde ele
alan üç ciltlik temel bir kıymetli eserdir.
Sessizce
çalışarak yazdığı eserleri yalnızca geçmişi anlatmaz; geleceğin bilim
insanlarına da vicdanın ne olduğunu öğretmeye devam eder. Bilime adanmış ömrü,
tarihçiliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda topluma karşı yerine
getirilen vicdani bir sorumluluk olduğunu da gösteren Mete Hocamın rafları
kitaplarla dolu çalışma odasına girdiğimde kendimi bir mabede girmiş gibi
hissettiğimi hatırlıyorum, masada yıllarca biriktirdiği Osmanlıca belgeler,
eski gazeteler, el yazısı notlar seriliydi. Çok zengin ve değerli kütüphanesinin
büyük kısmını Kadıköy TESAK’a, sol tarih için çok önem taşıyan arşivindeki
belgeleri de TÜSTAV’a bağışladı. İhtisas alanı dışındaki önemli sayıda
kitabının da Üsküdar Belediyesi ve Rami Kütüphanesi’ne bağışlanmış olması, onun
kompleksiz ve kapsayıcı duruşunun ifadesidir.
Yakın
dostları onun ölümünden sonra duygularını şöyle ifade ettiler; Tarihçi Prof. Dr. Mehmet Alkan “45
yıllık dostu olarak, bir devir kapanmış gibi" hissettiğini, Dücane
Cündioğlu ise Tunçay'ı
"namus ve vicdan sahibi bir aydın" olarak nitelendirerek, farklı
görüşten kalemlerin üzerinde büyük hakkı olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Ali
Nesin, Tunçay'ı,
hayatının en güzel parçalarından biri ve "içinde sıcacık anıları
capcanlı" kalan bir dost olarak hatırlayacağını söyledi. 2006’da yayımlanan Mete
Tunçay’a Armağan kitabının editörlerinden biri olan Tanıl
Bora onun fikir mirasının sürekliliğini vurguladı, Murat Belge ise onu “yeri
doldurulamayacak bir arkadaş” diye nitelendirdi.
Ben de
antidemokratik uygulamaların olduğu zor dönemlerde bile bilimsel dürüstlükten
ödün vermeyen, . öğrencilerini düşünmeye cesaret etmelerini sağlayan, akademik
özgürlüğü ve farklı
görüşlerin konuşulabileceği bir üniversite kültürünü savunan, dürüstlüğü,
zarafeti ve mütevazılığıyla hep hatırlayacağım bu değerli aydın, akademisyen,
yazar, tarihçi hocamı. Saygı, sevgi, özlem ve minnetle
anıyorum.
*Toplumsal
Tarih Dergi 393. Sayı Eylül 2026’da yayınlanmıştır
Faik Çelik













