FAİK
İsmimin peşinden gitmeye karar verdim, çünkü “Faik” anne-babamın memleketinde (Siirt) ve doğduğum yerde (Eleşkirt) pek kullanılan bir isim değil, zaten genel olarak yaygın kullanımı yok, 1852'den itibaren TÜİK kayıtlarında Osmanlı medrese bilim çevrelerinin sevdiği klasik erkek adı olarak görünür. 20. yüzyıl boyunca dindar ve Türk ailelerinde 200-500 sıralarında yer almış. 2025'te 432 sıradaymış. Türkiye’de yaklaşık 14.500 kişi Faik ismindedir. Anneme göre; iki kız çocuktan sonra erkek çocuk doğurması için dua etmiş, rüyasına beyaz at üstünde ak sakallı bir dede girmiş ve “eğer adını Faik koyarsan erkek çocuk doğurursun” demiş. Babama göre de bu boş inanç nedeniyle değil, kendisinin Sait Faik hayranlığı nedeniyle konulmuş adım, bu arada babamın adı da “Sait”. Ve devam ediyor babam, Tevfik Fikret’ten dolayı büyük ablama “Fikret”, ortanca ablama da Nazım Hikmet’ten dolayı “Hikmet” adını koymuş. İkisi de erkek ismi ! Agnostik/ateist olan babamın açıklamaları daha rasyonel olsa da iki kız çocuktan sonra erkek çocuk olmasının öneminin ve kıymetinin Güney Anadolu’dan gelen feodal genlerimizde bulunması gerçeğini de yok sayamıyorum, bu nedenle annemin anlattıklarını da görmezden gelemiyorum.
Gelelim adımın anlamına ; “Faik” Arapça “fā'iq” kelimesinden gelir ve üstün, önde gelen, birinci ve seçkin demektir. TDK’na göre öne çıkan, aşkın veya daha yüksek bir düzeyde olan bir şeyi veya kişiyi tanımlamak için kullanılır. Peki anlamca bu kadar iddialı bir isim edebiyat dünyamızda kendine bir yer bulmuş mu ?
İlk olarak Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun 1922 tarihli Kiralık Konak romanında “Faik Bey” olarak karşımıza çıkıyor. Seniha ve Hakkı Celis ile birlikte romanın temel kakterlerinden birini oluşturur Faik Bey. Cemil’in arkadaşı ve konağın çevresindeki batılılaşmış, gösterişçi, eğlence merkezli genç erkek tipinin temsilcisidir. Faik Bey’in temsil ettiği değerler alafrangalık, tüketim, haz ve yüzeyselliktir. Romanda Faik Bey’in batılılığı bir hayat tarzı ve tüketim biçimine indirgemesi, çöken bir imparatorluğun ürettiği tüketici aristokrat/genç erkek tipi olarak tanımlanmaktadır. Özetle Kiralık Konak’ta Faik Bey adının anlamına ters olarak üstün değil, ironik olarak düşük karakterdedir. Bu aynı zamanda Osmanlı’nın son dönemindeki “bey” unvanının içinin boşalmasını da temsil eder. Y.K. Karaosmanoğlu bir diğer romanı Yaban’da , Milli Mücadele döneminde Anadolu köyündeki aydın-köylü kopukluğunu anlatır, burada “Faik”, ana karakter Ahmet Celal’in emir kuludur. Savaşın ve yokluğun getirdiği ağır şartlar altında sadakati, çaresizliği ve Cumhuriyet öncesinde askerlerin ve insanının çilesini simgeleyen bir karakterdir.
Peyami Safa'nın Doğu-Batı sentezini işlediği Fatih Harbiye romanında “Faik Bey”, doğulu değerlerin, huzurun ve muhafazakâr yaşam tarzının temsilcisidir. Ney üfleyen, tasavvufi bir derinliğe sahip olan Faik Bey, kızı Neriman'ın Batılılaşma arzusuyla girdiği bocalama karşısında sabırlı, anlayışlı fakat geleneklerine kopmaz bağlarla bağlı bilge bir baba tipini çizer.
Halikarnas Balıkçısı, sünger avcılarını ve deniz insanlarını anlatan eseri Aganta Burina Burinata’da “Bodrumlu Faik” adını taşıyan, denize tutkuyla bağlı, doğayla iç içe yaşayan, hesapsız ve alçakgönüllü Ege insanını temsil eden bir yerel karakteri görmekteyiz.
Belki Orhan Veli Kanık’ın 1 Şubat 1950 tarihinde Yaprak dergisinde yayımlanan "Sait Faik İçin" başlıklı yazısını, ki daha sonra, yazarın Mahalle Kahvesi adlı öykü kitabının sonuna da eklenmiş çok bilinen bir eleştiri ve portre yazısını da ekleyebiliriz, ne de olsa Faik isim olarak yer almakta.
Belki Orhan Veli Kanık’ın 1 Şubat 1950 tarihinde Yaprak dergisinde yayımlanan "Sait Faik İçin" başlıklı yazısını, ki daha sonra, yazarın Mahalle Kahvesi adlı öykü kitabının sonuna da eklenmiş çok bilinen bir eleştiri ve portre yazısını da ekleyebiliriz, ne de olsa Faik isim olarak yer almakta.
Şiirde ise ilk rastladığım ilk “Faik” ismi Mehmed Âkif Ersoy’un “Neşîde-i Târîhiyye” adlı eserinde Süleyman Fâik Bey’in ölümü üzerine 5 Ocak 1915’te yazılmış beş beyitlik bir tarih manzumesidir. İlk beyitlerde “Fâik Bey”in ölümü ve ardından gelen yas anlatılır; üçüncü beyitte doğrudan “Mîr-i Fâik” diye anılır. “Pāk-sìret, ŝuleģādan idi Mìr-i Fāʾiķ”. Burada “Faik”, seçkin/ahlaklı bir kişi olarak idealize ediliyor ki, Kiralık Konak’taki Faik Bey ile tamamen bir karşıtlık oluşturuyor.
Bu yazıyı yazma motivasyonu Nazım Hikmet’in “Faik” isimli şiirinden geliyor. 7 Ağustos 1940 tarihli ve daha sonra Yatar Bursa Kalesinde içinde yer almıştır bu şiir. Şiirde iki ayrı “Faik” bulunması özellikle dikkat çekicidir: Dümelli Faik ve Doktor Faik Bey.
FAİK- Dümelli köyünden. Çankırı. (1314).
FAİK- İstanbullu. Doktor. (1315).
Doktor Faik Beyle karşı karşıya
iskemleleri atıp
bozkıra inen taş merdivenlerinde oturuyorduk
bir memleket hastanesinin.
(7.8.940).
Akşamdı.
Ortalık alaca karanlıktı.
Karşımızda. Bozkırda. Dümelli Faik.
İçerde otoklavın uğultusu.
(Dümelli’nin karısı ameliyat olacak.)
Doktorla Dümelli konuşuyorlar:
-Barsağı düğümlenmiş
karnını yaracağız
-Ölür mü ki?
-Karnını yarmazsak ölür mutlaka
karnını yararsak belki kurtulur.
-İki bebesi var.
-Karnını yaracağız.
-Kurtulur mu ki?
-Karnını yarasak belki kurtulur.
İki bebesi var.
Komşuya koyup geldik.
Bir defa öldümüydü…
-Karnını yarmazsak ölür mutlaka.
-Gece harman yerinde hani,
örtümüz neyimiz de yok.
Bebeler de yanında.
Harman yerinde hani…
“Uy anam diye bağırdı.
Göbeğini bastırıp
başladı kıvranmaya”
-Ölür mü ki?
Bir ilaç yazıversen…
- İlaç kar etmez.
Karnını yaracağız…
-Sen bilirsin.
Gece harman yerinde çıplaktık hani.
Bir sarı hap içirsen…
-Karnını yarmaktan başka çare yok.
-Kurtulur mu ki?
-Karnını yarmazsak ölür mutlaka.
-Bebeleri komşuya koyup geldik.
Harman öylece durur…
-Babacığım, kardeşim.
Karnında barsağı düğümlenmiş.
-Çözülmez mi ki?
-Çözülmez kendiliğinden.
Açacağım karnını
barsağı çözeceğim.
-Ellerinle mi?
-Ellerimle.
Gürültüyü duyuyor musun?
Aletleri kaynatıyorlar.
Tertemiz pırıl pırıl.
-Kurtulur mu ki?
-Karnını yarmazsak ölür mutlaka.
-Bir sarı hap.
-Olmaz!
İstersen hastanı al, geri götür.
Senin iznin olmadan
açamayız karnını.
Sen izin vereceksin
ben bıçağı çalacağım.
Kanun böyle yazıyor.
Bir kaat imzalarsın.
-Ne kaadı?
-Razıyım, diye.
-Dolaş.
Düşün biraz…
……….
………..
-Ölür mü ki?
-Kanını açmak lazım.
Lakin mal senin.
Kanun böyle yazıyor.
-Kurtulur mu ki?
-Karnını yararsak belki kurtulur.
Karnını yarmazsak ölür mutlaka.
Şu ahlatın altına otur.
Düşün.
Sonra gel, kaada bas mührünü.
-Mührüm yok.
-Parmak basarsın.
……………
-Bakın Nazım Bey,
Benim adaşa bakın.
Çömeldi oturuyor
Korkuyor sanki
Sırtını ağaca dayamaktan.
İçerlerden
Stepten geldiğine eminim.
Step damgasını vurur adama.
Beni hiç sevmiyor.
Bana düşman.
Ve ümitsiz.
Ben bu büyük yapıdaki efendiyim.
Sarı bir hap verecek yerde
ona inadına kötülük eden insan.
Tapu katibi ve ben,
ikimiz de bir…
Parmak basacak,
İnandığı için değil,
Ben öyle emrettiğim için
Beni sevmiyor.
Bana düşman.
Metindeki bu diyalog, Anadolu yoksulluğunun hastane koridorlarına yansıyan en vurucu ve gerçekçi sahnelerinden biridir. İlginç olan daha sonra “Memleketimden İnsan Manzaraları”na dönüşen büyük eserde “Dümelli Faik” ve “Doktor Faik” de yer almaktadır. Yakup Kadri’nin züppe Faik Bey’i ile Nâzım’ın köylü, emekçi, ezilen, ve cahil Dümelli Faik’i arasında yaklaşık yirmi yıllık Cumhuriyetleşme sürecini okuyabiliyoruz. Nâzım Hikmet bu karakterle hem toplumsal gerçekçi bir bürokrat/aydın eleştirisi yapar hem de insanın ölüm, yaşlılık ve yalnızlık karşısındaki içsel trajedisini şiirleştirir.
Nâzım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları eserinde "Faik" ismi doğrudan bir karakter olarak yer alan başka bir Faik de vardır. Eserde Haydarpaşa Garı’ndan kalkan üçüncü mevki katarın (trenin) 54 numaralı kompartımanındaki yolcular anlatılırken Kartallı Kâzım’ın hikâyesine geçilir. Burada geçen Halıcı Faik tiplemesi, toplumcu destansı şiirde şöyle resmedilir:
54 numaralı kompartımanda
Kartallı Kâzım’ın karşısında
Halıcı Faik oturuyordu.
Faik,
kırk yaşlarında,
tıknaz,
çiçek bozbozu bir adamdı.
İstanbul’dan tüccar gelir,
Anadolu’da halı toplar,
İstanbul’a dönüp satardı.
...
Ne zengin olabilmişti
ne de büsbütün batmıştı.
Trenlerde üçüncü mevkide seyahat eder,
sigarasının izmaritini tırnağıyla ezer,
memleketin halinden konuşurken
hem “Hamdolsun” der
hem de için için küfrederdi.
Şiirde Faik adına dolaylı olarak da karşılaşıyoruz. Örnekğin Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın kitabıyla aynı adı taşıyan şiiri “İçeri Sait Faik”te arkadaşının adı da olsa “Faik” isim olarak vardır. Dağlarca’nın Sait Faik’indeki “Faik” saf insani duyarlılığı ve kaçışsız yalnızlığı simgeleyen bir dost imgesidir.
Sait Faik yanınızdayken
Onu göremezdiniz
Siz koca şişeyi içerken
(İçkiden Çıkanlar şiirinden)
Aynı kitaptan bir başka dizeler;
Buluşmuştuk kahvede
Yine yorgundu
Sözcükler gibi ortada kaldı Sait
Ne gün sayrılarevine yatsam
Sanki içerdesin Sait Faik
Odanın arınmışlığı
Senden
İçeri giren yel, esinti senin bıraktığın camdan.
(İçerdeki şiirinden)
Sait Faik'i
Kısaca anlat deseler ne derim
Kimseyi aramayan adam
Kimseye açılamayan adam...
(Sait Faik'i Tanıtmak şiirinden)
Oktay Rifat’ın “Faik Baştımar İçin” adlı şiirinin içinde değil sadece başlığında Faik adı geçer, hakkında bilgi vermediği gerçek kişidir.
Faik karakteri edebiyatımızda Kiralık Konak’taki Faik Bey dışında, genelde sakin, uyumlu ve bulunduğu çevrenin ahlaki değerlerini taşıyan, çatışmayı başlatan değil, çatışmanın ortasında denge veya sadakat unsuru olan bir kişi olarak kurgulanmıştır. Adın gerçek anlamını taşıyan bir karakter olarak da kurgulanmamıştır.
Bu yazıyı yazma motivasyonu Nazım Hikmet’in “Faik” isimli şiirinden geliyor. 7 Ağustos 1940 tarihli ve daha sonra Yatar Bursa Kalesinde içinde yer almıştır bu şiir. Şiirde iki ayrı “Faik” bulunması özellikle dikkat çekicidir: Dümelli Faik ve Doktor Faik Bey.
FAİK- Dümelli köyünden. Çankırı. (1314).
FAİK- İstanbullu. Doktor. (1315).
Doktor Faik Beyle karşı karşıya
iskemleleri atıp
bozkıra inen taş merdivenlerinde oturuyorduk
bir memleket hastanesinin.
(7.8.940).
Akşamdı.
Ortalık alaca karanlıktı.
Karşımızda. Bozkırda. Dümelli Faik.
İçerde otoklavın uğultusu.
(Dümelli’nin karısı ameliyat olacak.)
Doktorla Dümelli konuşuyorlar:
-Barsağı düğümlenmiş
karnını yaracağız
-Ölür mü ki?
-Karnını yarmazsak ölür mutlaka
karnını yararsak belki kurtulur.
-İki bebesi var.
-Karnını yaracağız.
-Kurtulur mu ki?
-Karnını yarasak belki kurtulur.
İki bebesi var.
Komşuya koyup geldik.
Bir defa öldümüydü…
-Karnını yarmazsak ölür mutlaka.
-Gece harman yerinde hani,
örtümüz neyimiz de yok.
Bebeler de yanında.
Harman yerinde hani…
“Uy anam diye bağırdı.
Göbeğini bastırıp
başladı kıvranmaya”
-Ölür mü ki?
Bir ilaç yazıversen…
- İlaç kar etmez.
Karnını yaracağız…
-Sen bilirsin.
Gece harman yerinde çıplaktık hani.
Bir sarı hap içirsen…
-Karnını yarmaktan başka çare yok.
-Kurtulur mu ki?
-Karnını yarmazsak ölür mutlaka.
-Bebeleri komşuya koyup geldik.
Harman öylece durur…
-Babacığım, kardeşim.
Karnında barsağı düğümlenmiş.
-Çözülmez mi ki?
-Çözülmez kendiliğinden.
Açacağım karnını
barsağı çözeceğim.
-Ellerinle mi?
-Ellerimle.
Gürültüyü duyuyor musun?
Aletleri kaynatıyorlar.
Tertemiz pırıl pırıl.
-Kurtulur mu ki?
-Karnını yarmazsak ölür mutlaka.
-Bir sarı hap.
-Olmaz!
İstersen hastanı al, geri götür.
Senin iznin olmadan
açamayız karnını.
Sen izin vereceksin
ben bıçağı çalacağım.
Kanun böyle yazıyor.
Bir kaat imzalarsın.
-Ne kaadı?
-Razıyım, diye.
-Dolaş.
Düşün biraz…
……….
………..
-Ölür mü ki?
-Kanını açmak lazım.
Lakin mal senin.
Kanun böyle yazıyor.
-Kurtulur mu ki?
-Karnını yararsak belki kurtulur.
Karnını yarmazsak ölür mutlaka.
Şu ahlatın altına otur.
Düşün.
Sonra gel, kaada bas mührünü.
-Mührüm yok.
-Parmak basarsın.
……………
-Bakın Nazım Bey,
Benim adaşa bakın.
Çömeldi oturuyor
Korkuyor sanki
Sırtını ağaca dayamaktan.
İçerlerden
Stepten geldiğine eminim.
Step damgasını vurur adama.
Beni hiç sevmiyor.
Bana düşman.
Ve ümitsiz.
Ben bu büyük yapıdaki efendiyim.
Sarı bir hap verecek yerde
ona inadına kötülük eden insan.
Tapu katibi ve ben,
ikimiz de bir…
Parmak basacak,
İnandığı için değil,
Ben öyle emrettiğim için
Beni sevmiyor.
Bana düşman.
Metindeki bu diyalog, Anadolu yoksulluğunun hastane koridorlarına yansıyan en vurucu ve gerçekçi sahnelerinden biridir. İlginç olan daha sonra “Memleketimden İnsan Manzaraları”na dönüşen büyük eserde “Dümelli Faik” ve “Doktor Faik” de yer almaktadır. Yakup Kadri’nin züppe Faik Bey’i ile Nâzım’ın köylü, emekçi, ezilen, ve cahil Dümelli Faik’i arasında yaklaşık yirmi yıllık Cumhuriyetleşme sürecini okuyabiliyoruz. Nâzım Hikmet bu karakterle hem toplumsal gerçekçi bir bürokrat/aydın eleştirisi yapar hem de insanın ölüm, yaşlılık ve yalnızlık karşısındaki içsel trajedisini şiirleştirir.
Nâzım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları eserinde "Faik" ismi doğrudan bir karakter olarak yer alan başka bir Faik de vardır. Eserde Haydarpaşa Garı’ndan kalkan üçüncü mevki katarın (trenin) 54 numaralı kompartımanındaki yolcular anlatılırken Kartallı Kâzım’ın hikâyesine geçilir. Burada geçen Halıcı Faik tiplemesi, toplumcu destansı şiirde şöyle resmedilir:
54 numaralı kompartımanda
Kartallı Kâzım’ın karşısında
Halıcı Faik oturuyordu.
Faik,
kırk yaşlarında,
tıknaz,
çiçek bozbozu bir adamdı.
İstanbul’dan tüccar gelir,
Anadolu’da halı toplar,
İstanbul’a dönüp satardı.
...
Ne zengin olabilmişti
ne de büsbütün batmıştı.
Trenlerde üçüncü mevkide seyahat eder,
sigarasının izmaritini tırnağıyla ezer,
memleketin halinden konuşurken
hem “Hamdolsun” der
hem de için için küfrederdi.
Şiirde Faik adına dolaylı olarak da karşılaşıyoruz. Örnekğin Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın kitabıyla aynı adı taşıyan şiiri “İçeri Sait Faik”te arkadaşının adı da olsa “Faik” isim olarak vardır. Dağlarca’nın Sait Faik’indeki “Faik” saf insani duyarlılığı ve kaçışsız yalnızlığı simgeleyen bir dost imgesidir.
Sait Faik yanınızdayken
Onu göremezdiniz
Siz koca şişeyi içerken
(İçkiden Çıkanlar şiirinden)
Aynı kitaptan bir başka dizeler;
Buluşmuştuk kahvede
Yine yorgundu
Sözcükler gibi ortada kaldı Sait
Ne gün sayrılarevine yatsam
Sanki içerdesin Sait Faik
Odanın arınmışlığı
Senden
İçeri giren yel, esinti senin bıraktığın camdan.
(İçerdeki şiirinden)
Sait Faik'i
Kısaca anlat deseler ne derim
Kimseyi aramayan adam
Kimseye açılamayan adam...
(Sait Faik'i Tanıtmak şiirinden)
Oktay Rifat’ın “Faik Baştımar İçin” adlı şiirinin içinde değil sadece başlığında Faik adı geçer, hakkında bilgi vermediği gerçek kişidir.
Faik karakteri edebiyatımızda Kiralık Konak’taki Faik Bey dışında, genelde sakin, uyumlu ve bulunduğu çevrenin ahlaki değerlerini taşıyan, çatışmayı başlatan değil, çatışmanın ortasında denge veya sadakat unsuru olan bir kişi olarak kurgulanmıştır. Adın gerçek anlamını taşıyan bir karakter olarak da kurgulanmamıştır.