Onkolojik Hastalıkların Sanatsal Temsili ve
Kanserin Kültürel Halleri
*Mitoloji ve Kanser*
Kanser yalnızca biyolojik bir hastalık değil, iki bin
yılı aşkın süredir değişen görsel ve sembolik anlamlar taşıyan kültürel bir
imgedir. Kanser ve mitoloji arasındaki ilişkiyi, antik çağ
efsaneleriyle, edebiyat ile ilişkisini ise daha yakın tarihlerle birlikte
değerlendirerek günümüz modern tıbbının kesiştiği noktalarla anlatmak istiyorum.
Onkoloji, mitoloji ve sanat ile düşündüğümüzden daha yakın ilişki içindedirler.
Tabii böyle olunca kanserin dolayısıyla onkolojinin kökenlerini de Antik Yunan
ve Roma efsanelerinde aramakla başlıyoruz.
Kanserle doğrudan ilgilenen
tıp dalı olan “onkoloji” ismi “oncos” (şişlik) ve “logos” (bilim)
sözcüklerinin birleşmesinden oluşur. "Kanser" ise eski Yunanca
yengeç anlamına gelen “karkinos” kelimesinden
türemiştir. Çünkü Antik çağ hekimlerinden Kos’lu Hipokrat, gözlemlediği
tümörleri sert bir merkez ile etrafa yayılan kollara sahip bir yengece benzetmiştir ve "karkinos" kelimesini
bu tür hastalıklar için kullanmıştır. Daha sonra Romalı hekim Celsus
bunu Latinceye "cancer" (yengeç)
olarak çevirmiştir. Bergama’lı Galen ise vücuttaki bazı şişliklerin yani
tümöral oluşumların tıpkı bir yengecin kabuğu ve kıskaçları gibi sert ve
yapışık bir görüntü sergilediğini gözlemlemiş böylece aynı terimi kullanmaya
devam etmiştir.
Mitolojik hikayede yengeç (karkinos) ise Herkül'ün
(Herakles) Hydra ile olan efsanevi savaşına dayanır. Yunan mitolojisinde
Herkül, çok başlı yılan Hydra ile savaşırken, Hera tarafından gönderilen dev
bir yengeç (karkinos), Herkül'ün ayağını ısırır. Isırılan yer şişer, Herkül
ayağındaki yengeci ezip öldürür, bu çaba mitolojide yengeç ile tümörler
arasında güçlü bir alegori ortaya çıkarır. Tümörün oluşumu ve onu oluşturanın
yok edilmesi ile (yengecin ezilmesi) hastalığın kontrol altına alınması, o
dönem için dolaylı bir anlatım ifade etmektedir. Sonuç olarak “kanser”
kelimesi etimolojik olarak “yengeçten”
(karkinos) gelmektedir.
Ancak efsaneler çok renklidir, buradaki mitolojik
hikayede yengeç, Herkül’ün - Herakles- “On İki Görevi” öyküsünün ikincisinde
karşımıza çıkar. Hikaye şöyledir; Tiryns kralı Eurystheus, Herkül’ü, Hydra’yı öldürmesi için gönderir. Zeus’un eşi
ve Olimpos’un tanrıçası Hera’nın sırf Herkül’ü öldürmek için yetiştirdiği Hydra,
Lerna bataklığında yaşayan devasa ve zehirli çok başlı canavardır. Herkül ile Hydra
savaşırken, tanrıça Hera, Herakles'i
sevmediği için ona bir yengeç yollar. Yengeç, Herakles’in ayağını ısırır fakat
Herakles tarafından anında ezilerek öldürülür, yengeç yani kanser
Herakles’e ciddi bir zarar veremeyen, tek hamlede yok edilen zayıf bir figür
olarak kalmış görülüyor. Ancak gerçek hayatta bu anlatı keşke mitolojik
hikayede olduğu gibi kolay olsaydı, bunu gerçekleştirmek için günümüzde onkoloji
bilimi dev adımlarla ilerlemektedir. Her ne kadar kanser adı doğrudan yengeçten
gelse de, kanser metaforuna esas benzeyen Hydra’dır, hastalığın
biyolojik yapısı yengeçten çok Hydra’ya benzer, çünkü bataklıkta
yaşamakta, batıp yeniden ortaya çıkmakta, kılıçla kolu-başı kesilirse bile
yeniden hem de çoğalarak çıkmaktadır. Hastalığın vücuda yayılması ve kesilen
her başının yerine yenisinin çıkması kanser hücrelerinin kontrolsüz çoğalması /
tekrarlamasını çağrıştırır. Ama efsaneler asırlardır sürmekte, bu nedenle biz de “karkinos-yengeç”
mitine sadık kalalım.
Heracles & Hydra &Karkinus, (Louvre
Müzesi, Paris, Attika siyah vazo, MÖ 500-480). Herakles, Hydra ile savaşıyor.
Dev bir yengeç kıskaçlarıyla kahramanı ısırmaya çalışır.
Efsane bu ya, sonunda Hera hem Hydra’yı hem de Herakles’in (Herkül) ayağının altında kalarak ezilen yengeci hizmetlerinden dolayı burçlar kuşağına koyarak ödüllendirir. Bir başka deyişle Hydra ve Yengeç gökyüzünde takımyıldızlarına dönüşür. Bu nedenle yengeç daha sonra göksel bir sembole dönüşür. Orta Çağ boyunca hatta Rönesans’ta, yengeç figürü astrolojik el yazmalarında, takvimlerde ve Zodyak tasvirlerinde varlığını sürdürmüştür, doğrudan hastalığı temsil etmese de kültürel bellekte yaşamaya devam etmiştir. 17. yüzyılda Barok Sanatında doğrudan kanser imgesi görülmez ancak bu dönemin önemli temalarından biri “vanitas” kavramıdır. Kafatasları, solmuş çiçekler ve kum saatleri imgeleri ile insan yaşamının geçiciliğini simgelemekte ve ölümcül hastalıkların yarattığı varoluşsal kaygı güçlü biçimde hissedilmektedir.
Astrolojide Yengeç Takımyıldızı Kullanımı
Güncel tıbbi yaklaşımlarda da bu mitlere öykünerek
kanserle savaş kavramı sosyolojik bir metafor olarak da karşımıza çıkar.
Kanserden bahsederken hep askeri terimler kullanır: "kanserle
savaşmak", "tümörü alt etmek", "amansız düşman". Onkoloji
terminolojisinde "kanserle savaş", "tümörü yenmek" gibi
ifadeler, antik kahramanlık mitlerinden ve Herkül'ün mücadelelerinden beslenen
kültürel bir savaş anlatısıdır. Onkolojide sanatsal yaklaşımın amacı ise
kanserin dışarıdan gelen bir virüs veya düşman olmadığını, kendi
hücrelerimizin anarşisi olduğunu hatırlatarak, anarşiyi önlemek için
çalışıldığını anlatmak ve “çaresiz” değilsiniz, “çare sizsiniz” demektir. “Tıbbın Askeri Deyimlerle
İstilası” başlıklı yazımda (*) ayrıntılı olarak belirttiğim gibi
kanserin tedavisinde ana kavram ”savaş”
olmuştur, halbuki bu konuda barış içinde
mucizevi gelişmeler olmaktadır.
Bilinen en eski Karkinos-Hercules-Hydra çizimi (Atina Arkeoloji Müzesi)
Organ veya dokuda anormal hücrelerin kontrolsüz bir
şekilde çoğalması ve çoğalan bu hücrelerin birikerek tümörü meydana getirmesi
ile kötü huylu (malign) kanser oluştuğunu hatırlatarak kanserin aslında çok
eski bir hastalık olduğunu da vurgulamak gerekir. Güney Afrika’da Swartkrans
arkeolojik alanında bulunan ve yaklaşık olarak 1.7 milyon yıl öncesine
tarihlenen “hominin fosiline” ait bir ayak kemiğinde kötü huylu kanserin kesin
kanıtları bulundu (**). Ancak teknolojik ilerlemelerle tanı yöntemlerinin çok
gelişmesi, insan ömrünün uzaması, günümüzde kanseri hastalıklar arasında üst
sıralara çıkarmıştır, yaşadığımız yüzyılda kanserle bu kadar içli-dışlı olmamız
bundandır, yeni bir hastalık olduğundan değil.
Kanser imgesinin yaklaşık 2500 yıllık imgesel dönüşümü şu
şekilde özetlenebilir: Antik Çağdaki yengeçten 21. yüzyılda hücre ve genoma
varış.
*Edebiyat ve Kanser*
Öncelikle sanat, tıbbın dilini güzelleştirip zarifleştirerek insanı korkusuyla barıştırır. Kanser teması özellikle 20. ve 21. yüzyılda sanatın önemli konularından biri hâline gelmiştir, en çok da edebiyatta kendisini göstermektedir. Bunlardan bazı örnekleri hatırlayalım.
“Tüm Hastalıkların Şahı” adıyla Türkçe
basılan “The Emperor of All Maladies: A Biography of Cancer” adlı
kitabın yazarı Hindistan doğumlu bir Amerikalı doktor
olan Siddhartha Mukherjee’dir. Pulitzer ödüllü yazarın edebi
dille yazdığı bu kitabı “kanserin biyografisi” olarak tanımlanmaktadır. Antik
çağlardan günümüze kanserin tıbbi tarihini anlatır. Mitolojik göndermelerden
modern moleküler onkolojiye kadar oldukça geniş bir anlatımı vardır. 2010
yılında yayınlanmıştır.
“Son Nefes Havaya Karışmadan” başlığıyla Türkçe çevirisi yapılan “When Breath Becomes Air”, Amerikalı beyin cerrahı Paul Kalanithi tarafından yazılmış, kurgusal olmayan bir otobiyografik kitaptır. Hayatı ve IV. evre metastatik akciğer kanseriyle mücadelesini anlatan bir anı kitabıdır. Ölümünden sonra 2016'da yayınlanmıştır.
Aynı Yıldızın Altında - John Green , (The Fault in Our Stars), 2012. Kanserle yaşayan iki gencin aşkını ve ölüm karşısındaki varoluşsal sorularını işler.
Parlak Saat - Nina
Riggs, (The Bright Hour) . Metastatik meme kanseriyle yaşayan
bir şairin yaşamı üzerine anı-roman niteliğinde bir eserdir. Henüz Türkçe’ye çevrilmedi.
“Kanseri Yenenler Kulubü” (The Cancer Survivor
Club) kendisi de “kanseri yenmiş”
bir kişi olan Chris Geiger’ın derlediği, kansere kafa tutan
ve onu yenen insanların bu zorlu hastalığa meydan okuma hikâyelerinin yer
aldığı çok ilgi çeken bir kitap 2016’da yayınlandı.
“Bir Metafor Olarak Hastalık” (Illness as a
Metaphor) adlı muhteşem kitabında Susan Sontag,
hastalıkların kültürel ve sanatsal temsilini incelemiştir. Kanserin toplum
tarafından nasıl bir metafora dönüştürüldüğünü analiz eder. Kanser hastalığı için
spesifik değildir. Keza “Başkalarının Acısına Bakmak” (Regarding the
Pain of Others) adlı kitabı da, acı, hastalık ve bedenin görsel temsilleri
üzerine düşünmek için önemli bir kaynaktır. Her iki kitap da kanseri doğrudan
odaklarına almamıştır ancak çok ilgilidirler. Susan Sontag, hastalıklara
biyolojik gerçekliklerinden çok kültürel anlamlar yüklenildiğini savunur. Ona
göre kanser uzun süre “gizli düşman” , ”iç savaş” , işgalci güç” , ”sessiz
katil” gibi metaforlarla tanımlanmıştır. Kendisi de meme kanserine yakalanmış ancak lösemiden ölmüştür.
İvan İlyiç’in Ölümü — Lev
Tolstoy, (The Death of Ivan Ilyich). Hastalığın türü
belirtilmez, ancak ölümcül bir tümör veya kanser olduğu yönünde
değerlendirmeler çok fazladır. Ağır bir hastalık karşısında insanın çaresizlik
durumlarını ele alır.
Kanser Koğuşu - Aleksandr
Soljenitsin (Cancer Ward) (1968). Hastalık olarak kanserle ilgisi yoktur, Sovyet
toplumunu bir kanser koğuşu metaforu üzerinden ele alan klasik bir romandır,
adı yanıltmasın okuru.
Türk Edebiyatında çok
az dayıda eser vardır. En bilineni Hoş Geldin Ölüm - Sevgi
Soysal. Yazarın meme kanseriyle mücadelesi sırasında yarım kalan romanıdır.
Ölüm, beden ve yaşam temaları bakımından son derece önemlidir.
Bilge Karasu’nun
bitiremediği bir denemesi olan “Acı Çeken Gövde”de pankreas kanseri
nedeniyle hastalığın son dönemlerindeki “ağrılı” ve ”kısa iyilik” dönemlerini
anlatmıştır. Kitap-lık Dergisi 61.
sayısında yayınlamıştır.
Bir Kanser Hikayesi, Gül
Durusel tarafından kaleme alınmıştır. Kitap 2010 yılında
yayınlanmıştır. "Meme kanseri olduğumu öğrendiğimde bu hastalığın beni
öldüreceğini hiç düşünmedim.…. Bu kitapta okuyacağınız hikâyeler gerçektir.
Gerçek olmayan hayatlar onkoloji servisinde değil hep dışarıdaydı..."
diyerek kitabını tanıtıyor Durusel.
Türk şiirinde
kanser doğrudan ele alınan bir tema olmamakla birlikte, hastalık deneyiminin
temel bileşenleri olan ölüm, kayıp, kırılganlık ve yaşama arzusu farklı
kuşaklardan şairlerde çeşitli biçimlerde temsil edilmektedir. Mesela Ümit
Yaşar Oğuzcan’ın “Kanser” şiiri hastalık ile hiç ilgili değildir, bir
metafor olarak kullanılmıştır. Nâzım Hikmet’in yaşamı yücelten
şiirleri ile Didem Madak’ın kırılganlık estetiği arasında kurulan
karşıtlık, Türk şiirinde beden anlayışının dönüşümünü göstermektedir. Uğur
Başaran’ın “Türk Şiirinde Kanser Olgusu” başlıklı akademik çalışması
(2022), başlığında “kanser” geçen 148 şiiri incelemiştir. Bunlarda da hastalık
çok azında ana konuyu oluşturur.
Bu bölümü benim 2003 yılında derlediğim ve TTB Yayınları
arasında çıkan “Çağdaş Türk Tıp Şiirleri” seçkisinden kanser ile
ilgili seçtiğim birkaç şiir paylaşarak tamamlayalım.
Paradoks Tersyüz
Dr. Ahmet Çoker’e
Bademcik nahiyesine raslayan habis urun yola getirilmesi için, başta Dr. Mehmet Şen, cümle tabibin sözbirliğiyle Işın Tedavisine, Radyo Terapiye başvurulması sonrasında ve ağız mukozasının, yani ağız içi dokularının, beklendiği üzre, zedelenmesi yüzünden ağız yoluyla beslenmem bayağı zorlaştığında karnımdan mideme bir dren, bir sonda açılınca,
Midem Ağzıma Geleceğine
Ağzım Mideme Gelmez mi!
Ben Ki Bir Karındanbacaklıyımdır,
Karındanağızlı Biri Olup Çıktım
Tıpkı Bir Vantrolog…
Can Yücel
***************
Nedenle Sonuç
Hiçç kanser olmaz onlar…
Gnl. Mdr.ler
Holidingler
Politikapçıklar
T.S.K.’lar
T.K.K.’lar
Hiç hiç kanser olmazlar…
Ama bizim Yaman durduğu yerde
Pankreas kanseri olur.
Nedeni bir şair tanır Yunan,
Adı Pankreatitis
Yani yeni bir rol
Can Yücel
******************
Azrailin Elçisi Saf Kanser
Yazarlar ilanlarda,
Acı bir ölüm,
Sanki tatlısı varmış gibi,
Dilleri varmaz adını demeye...
Halbuki kolay, sadece
Kanser,
Neymiş efendim çaresiz bir hastalık,
Yalan, vallahi yalan,
Azrailin bir oyunu,
Maksat iyi bilmek huyunu...
Panzehiri gülmek.
Tehdidi...dökerim bak saçını
Dök...gülüşümü dökemezsin ki...
Seni istiyorum der
Ben seni istemiyorum ki dersin.
Üzülür,
Tamam kıyamam sevebilirim dersin.
Sevinir.
Ama bana zaman ver.
Saftır... İnanır...
Gider, gözleri arkada içi buruk.
Beklesin… gideceğim.
Ben sözümün eriyim.
Ama
Daha gülünecek çok işim var..
(son kemoterapi krizi bittikten sonra yani ikinci hayatın
başı)
Gül Güneş
*****************
Dünya Edebiyatında doğrudan
kanser temalı şiirler vardır. Belli başlı örnekleri verelim.
Audre Lorde’nin
Kanser Günlükleri (The Cancer Journals) 1980
yılında yazılmasına rağmen günümüzde de değerini koruyan bir kitap. Teknik
olarak düzyazı-anı türünde olsa da, şiirsel dili ve beden politikalarına
yaklaşımı nedeniyle şiir çalışmalarıyla birlikte değerlendirilir. Meme kanseri,
mastektomi ve kadın kimliği üzerine önemli bir metindir. Türkçe çevirisi
yapılmamıştır.
Türkçeye çevrilmemiş bir diğer şiir kitabı Jane
Kenyon’un Otherwise (Yoksa) adlı kitabıdır. Lösemi ve
ölüm deneyimiyle yüzleştiği son dönem şiirleri nedeniyle önemlidir.
Donald Hall ise Without (Onsuz) adlı kitabıyla ona yani eşi Jane Kenyon’un ölümünden sonra uzun şiirsel bir yas anlatısı kaleme almıştır, bu da çevrilmeyi bekliyor.
Karin Miller editörlüğünü yaptığı “Kanser Şiirleri Projesi” (The Cancer Poetry Project) birkaç kitap olarak devam etmektedir.
*Modern Dönem Öncesi Görsel Sanatlarda Kanser*
Rönesans öncesinde ve sonrasında kanser, bugünkü kadar
net teşhis edilebilen bir hastalık değildi, bu nedenle doğrudan kanseri
betimleyen eserler yoktur, ancak bazı
klasik tablolarda modellerin meme kanseri belirtileri taşıdığı, modern tıp
tarihçileri ve sanat tarihçileri tarafından birlikte saptanmış veya
yorumlanmıştır. Rönesans Dönemi ressamlarından Raffaello Sanzio (Rafael)
– La Fornarina (1518–1519) adlı yağlıboya tablosunda,
sevgilisi Margherita Luti’yi resmetmiştir. Bu yağlıboya tabloda çok çarpıcı bir
detay vardır. 2002 yılında tıp profesörü
C. Hugo Espinel, The Lancet dergisinde yayımladığı makalede,
modelin sol memesinde dışarıdan netçe görülen oval bir şişlik (tümör) ve bu
kitlenin hemen üzerinde cildin içeri doğru çekildiğini (orange skin)
saptamıştır. Model, tesadüfen ya da acı hissettiği için sağ elini tam da bu
tümörlü bölgenin üzerine koymuştur. Tabloda modelin kolunda ressamın gizli
imzası dediğimiz ismi yazılı bir bant vardır. Roma, Palazzo
Barberini'deki Galleria Nazionale d'Arte Antica'da bulunmaktadır.
Rönesans'ın hemen ardından gelen Barok döneminde,
özellikle insan vücudunu tüm kıvrımları ve kusurlarıyla resmeden Peter
Paul Rubens, tıp ve sanat tarihçileri
için ilgi çekicidir. Rubens – Üç Güzeller (The Three
Graces) (1635) adını verdiği, mitolojik bir sahneyi betimleyen bu ünlü
yağlıboya tabloda, en sağdaki kadının sol memesinin dış üst kısmında belirgin
bir tümör kitlesi, meme ucunun koltuk altına doğru çekilmesi ve koltuk altı
lenf bezlerinde şişliği gösteren değişiklikler (kızarıklıklar görülür. Sanat ve
tıp tarihçileri ile onkologların da görüşleri doğrultusunda, Rubens'in
modelinin lokal ileri evre meme kanseri hastası olduğu net bir
şekilde doğrulanmıştır. Tablo Madrit Prado Müzesindedir. Rubens, aynı modeldeki kanser ilerlemesinin benzerini
“Orpheus ve Eurydice” ile “Diana ve Nimfler” tablolarında
da adım adım (ciltte çökme, büzüşme) resmetmiştir.
Rembrandt – Banyosunda
Betsabe (1654): Sanat tarihçileri ve cerrahlar, tabloda
modellik yapan ve çok genç yaşta ölen Hendrickje Stoffels'in sol memesindeki
renk değişimi ve şişliğin, ileri evre bir meme kanseri belirtisi olabileceğini
öne sürmüşlerdir. Ancak tam bir fikir birliğine varılmamıştır. Eser Louvre
Müzesindedir.
Michalangelo Medici Mezarları, Gece (kadın) Gündüz (erkek). Michelangelo'nun tasarladığı Medici Mezarları, Floransa'daki San Lorenzo Bazilikası’nda 1520-1534 yılları arasında inşa edilen Medici Şapeli'nde (Cappelle Medicee) bulunur. İkili heykelden kadında 2000'li yıllarda onkolog ve cerrah Dr. James J. Stark kadın mermer heykeli anatomik olarak inceledi. Michelangelo gibi insan anatomisini kusursuz bilen bir ustanın, bu heykeldeki kadının sol memesini ileri derecede asimetrik ve biçimsiz yonttuğunu fark ederek, kadının sol memesinin iç kadranında net bir şişlik (tümör), meme ucunda içeri doğru çekilme (retraksiyon) ve meme cildinde lenf ödemine bağlı lokal bir çökme tespit edildi (dimpling). Bu bulgular Michelangelo'nun kanserli bir modeli canlı olarak izlediği ve gördüğü bu trajik deformasyonu yani ilerlemiş meme kanserini doğrudan mermere kazımış olduğunu göstermektedir.
*Modern ve Çağdaş Görsel Sanatta Kanser*
Kanserin resim, fotoğraf, film gibi görsel sanattaki
örneklerini genel olarak üç döneme ayrılabilir:
Dolaylı dönem (17.–19.
yüzyıl): Hastalık, ölüm ve bedenin çöküşü resmedilir; kanser bu dönemde henüz
özel olarak tanımlanmamaktadır.
Tıbbi dönem (19.–20.
yüzyıl başı): Patoloji atlasları ve hastane çizimleri ortaya çıkar. Sanatsal
diyebileceğimiz resim vb eserler ortaya çıkmamıştır.
Kişisel deneyim dönemi (1970’ler
- günümüz): 20. ve 21. yüzyılda birçok sanatçı doğrudan kendi kanser
deneyimlerini konu edinmiştir:
- New Yorklu sanatçı Matuschka, meme kanseri nedeniyle mastektomi (memenin alınması) operasyonu geçirdikten sonra, bu beden deformasyonunu büyük boyutlu tuvallere ve foto-resim tekniğine taşıdı. Yağlıboya ve karışık teknikler kullanarak, ameliyat izlerini saklamak yerine onları antik heykel sanatı estetiğiyle (örneğin tek memeli Amazon kadın savaşçıları gibi) resmetti. Mastektomi sonrası New York Times dergisine kapak olan bu çalışmaları, otoportreleri (Beauty Out of Damage), kanserin yarattığı fiziksel travmayı sanatsal bir başkaldırıya dönüştürdü.
- Jo Spence (1934 – 1992), İngiliz fotoğrafçı ve sanatçı kendisine meme kanseri teşhisi konduktan sonra bu süreci tamamen sanatsal bir mücadeleye dönüştürdü. Kendi çıplak bedenini, ameliyat izlerini ve tedavi süreçlerini korkusuzca belgeleyerek kanserin tabulaştırılmasına karşı çıkmıştır. "The Picture of Health?" (Sağlığın Resmi?) adlı çalışmasında meme kanseri deneyimi ve tıbbi otorite eleştirisi bir aradadır.
- Kanser tedavisi sırasında yaptığı resimlerle tanınan bir diğer sanatçı Hannah Wilke’dir (1940 – 1993). Amerikalı feminist sanatçı Wilke, lenfoma teşhisi aldıktan sonra kemoterapi sürecinde değişen bedenini kaydetmeye başladı. Ölümünden sonra sergilenen "Intra-Venus" adlı fotoğraf dizisi, sanatçının bir zamanlar idealize edilen bedeninin hastalıkla nasıl dönüştüğünü çarpıcı ve saygın bir dille sunar.
- Bob Flanagan
(1952 – 1996). Doğuştan kistik fibrozis hastası olan ve daha sonra kanserle de
mücadele eden Flanagan, acıyı sanata dönüştürmenin en uç örneklerini vermiştir.
Performans sanatlarında bedensel acıyı kontrol altına alma ve onunla yüzleşme
temalarını işlemiştir.
- Robert Pope (1951 – 1992). Kanadalı ressam Robert Pope, Hodgkin lenfoma teşhisi konduktan sonra tüm odağını kanser deneyimine çevirdi dev bir yağlıboya serisi üretti. "Illness and Healing" (Hastalık ve İyileşme) adlı serisinde kanser koğuşlarını, kemoterapi alan hastaları, doktorları ve hastane odalarındaki yalnızlık hissini resmetti. Pope, sanatın kanser hastaları ve sağlık çalışanları arasında bir empati köprüsü kurabileceğine inanıyordu.
“Chemotherapy” (Kemoterapi) adlı yağlıboya tablosunda, bir koltukta
oturmuş damardan ilaç alan bir hastanın yaşadığı derin izolasyonu ve bedensel
çöküşü çok vurucu renk zıtlıklarıyla gösterir.
- Deena
Metzger’nın meme kanseri sonrası beden
temsilleri.
- Kanser
merkezleri ve hastaneler tarafından düzenlenen “Cancer Journey Art”,
“Art Against Cancer” gibi sergileri de hatırlatmak gerekir.
*Müzikte Kanser*
Klasik müzik ve operaya henüz yeterince
girmemiştir. Henri Dutilleux’nun son dönem eserleri, eşinin kanser
sürecinin duygusal etkilerini yansıttığı şeklinde yorumlanmıştır. Kanser,
popüler müzikte çok daha görünürdür. Örneğin; Melissa Etheridge, meme
kanseri tedavisinden sonra yazdığı eserlerle kanser farkındalığının önemli
simgelerinden biri olmuştur. Kylie
Minogue, meme kanseri sonrası konserleri ve kayıtlarıyla farkındalık
çalışmalarına katkıda bulunmuştur.
*Sinemada Kanser*
Wit, Mike Nichols’ın
yönettiği yapım, Margaret Edson'un aynı adlı tiyatro oyunundan
uyarlanmıştır. Film, over kanseri tanısı konan bir kadının son günlerini konu
almaktadır. 2001
50/50 ise 2011 yılına
ait bir dram-komedi filmi olup yönetmen J Lewine, yazar Adam
Raiser’dir. Filmin Reiser'in kendi kanser deneyimiyle yakın ilişkisi
vardır.
The Bucket List
(Şimdi ya da Asla), 2007 yılı yapımıdır filmdir. Rob Rainer
tarafından yönetilen filmin başrolünde J. Nicholson ve M. Freeman
vardır. İleri evre kanser tanısı alan iki hastanın yaşamın son dönemine
bakışını işler.
My Sister’s Keeper (Kız Kardeşimin Hikâyesi),
2009 yılına ait bir filmdir. Jodi Picoult'un aynı adlı romanından uyarlanan
film, bir ailenin tüm üyelerinin, lösemi gibi ciddi bir hastalıkla
mücadelelerini konu ediniyor.
*Modern Dönem Resim Sanatında Kanser*
Agnew Kliniği ( Thomas
Eakins - 1889, Philadelphia)
Pensilvanya Ü.Tıp Fakültesinde Dr. David Hayes
Agnew’in emekli olduğu gece öğrencilerine ameliyathanede ders vermesi
resmedilmiş. Bu resim için öğrenciler kendi aralarında 750 Dolar toplayıp
ressam Eakins’a vermişlerdir. Meme kanseri nedeniyle genç bir kadın ameliyat
edilmekte. İzleyiciler koyu tonlarda çizilmiş, kimisi karışık duygular içinde,
kimisi uyumakta, kimisi sıkılmış ve boş bakışlarla yere bakmakta... Resmin sağ
alt köşesinde Eakins bir doktorun kendisine söylediklerini dinlerken
görülmektedir (ressamın gizli imzası). Tabloda sadece iki kadın yer
almaktadır, hasta ve hemşire. Prensip olarak sterilite ve antisepsi o
devirlerde yeni başlamış bu nedenle tüm doktorlar beyaz giyinmiş ancak eldiven
ve maske kullanımı henüz başlamamış. Pensilvanya Üniversitesi Tıp
Fakültesi öğrenci diplomasında bu resim vardır, aynı üniversitede John Morgan Binası'nda
asılıdır.
Meme kanseri ameliyatı. 1817. (Courtesy
Wellcome Collection),
Lokal olarak ilerlemiş meme kanseri. 15. yüzyıl, ressamı bilinmeyen duvar resmi, Milano’da Santa Maria della Grazia kilisesindedir.
Wirchow’un
“Ölümcül Tümörler” adlı 1863 yılına ait kitabını da bu büyük
hekime saygı gereği hatırlatmak istedim.
Onkolojideki muhteşem gelişmeleri, tedavideki umut verici
çalışmaları gördükçe aşağıdaki ünlü kişilerin bu olanakları yakalayamamalarını,
erken zaman diliminde dünyaya gelmiş olmalarına bağlayarak kısa bir liste ile
yazımızı sonlandıralım.
Edebiyatçılar
- Can
Yücel – Akciğer kanseri, 1999.
- Oğuz
Atay – Beyin tümörü, 1977
- Vedat
Türkali – Akciğer kanseri nedeniyle tedavi görürken, çoklu organ
yetmezliğinden ölmüştür.
- Necati
Cumalı – Karaciğer kanseri
- Leylâ
Erbil – Pankreas kanseri
- Bilge
Karasu - Pankreas kanseri
- Behçet
Necatigil - Akciğer kanseri
- Yaşar
Nabi Nayır – Akciğer kanseri
- Umberto
Eco – Pankreas kanseri 2016
- Susan
Sontag – Uzun yıllar meme kanseri ve daha sonra lösemiyle mücadele etti;
2004’te lösemi nedeniyle öldü.
- José Saramago – Lösemi
- John
Updike – Akciğer kanseri
- Christopher
Hitchens – Yemek borusu kanser
- Harold
Pinter – Karaciğer kanseri
- Roald
Dahl – Kan kanseri (miyelodisplastik sendrom)
- Boris
Pasternak - Akciğer kanseri
- William
Saroyan - Prostat kanseri
- James
Baldwin - Yemek borusu kanseri
- Jane
Austen - Lenfoma
- Nuri
İyem – Akciğer kanseri
- René
Magritte – Pankreas kanseri
- George
Harrison – Akciğer kanseri sonrası gelişen metastatik kanser, 2001
- Joe
Cocker – Akciğer kanseri
- Donna
Summer – Akciğer kanseri
- Chadwick
Boseman – Kolon kanseri 2020
- Patrick
Swayze – Pankreas kanseri .
- John
Wayne – Mide kanseri .
- David
Bowie – Karaciğer kanseri 2016
- Frank
Zappa – Prostat kanseri
- Laura
Nyro – Yumurtalık kanseri
- Linda
McCartney – Meme kanseri
- Eva
Cassidy – Melanom
- Puccini
- Gırtlak (larynx) kanseri
- Kayahan
– Yumuşak doku kanseri (sarkoma) 2015
- Harun
Kolçak – Prostat kanseri
- Yaman
Okay – Pankreas kanseri
- Ayşen
Gruda – Pankreas kanseri
- Tarık
Akan – Akciğer kanseri, 2016
(*)
https://argoscelik.blogspot.com/2012/11/tibbin-askeri-deyimlerle-istilasi.html
(**)
http://www.aktuelarkeoloji.com.tr/dunyanin-en-eski-kanser-vakasi
































.jpg)
.jpg)



