Sayfalar

7 Şub 2026

Tarihte ilk hekimler: şifa dagıtanların kazancı ne kadardı?






“ARKEO DUVAR” 20. sayıda yayınlandı


İyi hekimlik, kazanılan para ile ölçülemez. Etik de-

ğerler, mesleki sorumluluk ve hasta yararı her za-

man öncelikli olmalıdır. Tıp bir sanattır, iyileştirme

sanatıdır, hekim de bu sanatı başarıyla uyguladığı

ölçüde iyi hekimdir!


Mezopotamya, Antik Yunan ve kadim Anadolu uy-

garlıklarında hekim, saray dışında verdiği hizmetten

elde ettiği gelirle geçinirdi. Hekimler, serbest mes-

lek erbabıydı; fırıncı, hancı veya mimar ile ekonomik

anlamda aynı statüde idi, devlet memuru değildi.

Saraydan herhangi bir ücret almazdı ancak hediye

şeklinde değerli eşya kabul ederlerdi. İlk devlet me-

muru hekim ünlü Bergamalı Galen’dir, gladyatörlerin

yaralarına bakar düzenli maaş alırdı.


Yunan tarihçi Diodorus Sicilus’un yazdıklarına göre,

Mısır uygarlığında savaş zamanlarında ve Mısır top-

rakları içindeki seyahatlerinde hastalara ücretsiz te-

davi hizmeti veriliyordu. Çünkü doktorlar devletten

para alıyordu. Bu durum diğer uygarlıklardan ciddi

şekilde farklılık gösterir. Buna kamu hekimliği de di-

yebiliriz. Devlet görevlisi ve hekim İmhoetep’in buy-

rukları arasında ‘hastanın ödeme gücünün üstünde

ücret istenmeyeceği’ vurgulanır ki tarihte hekimlere

yönelik ilk yazılı kanundur.


Babil Kralı Hammurabi’nin kendi adıyla anılan kanun-

larına göre, bir hekim, soylu bir hastanın kırık kemi-

ğini tedavi etmişse hekime 5 gümüş şekel ödenecek

eğer hasta soylu bir kişi değilse ücret 3 şekel ola-

caktı. Eğer bu kişi soylu kişinin esiri ise hekime 2 şe-

kel verilecekti. Kanunun 215’inci maddesinde dokto-

run büyük bir operasyon gerçekleştirmesi ya da bir

göz hastalığını iyileştirmesi halinde, 10 şekelle ödül-

lendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Hasta, özgür biriy-

se 5 şekel, eğer köleyse efendisi onun adına 2 şekel

öderdi. Cerrahi operasyonlar için ödenecek ücretler





              Obolos örnekleri. Attica,MÖ 449 sonrası.


                    Atina’dan teradrahmi örneği, MÖ 480 ve sonrası.    


1 şekel, 16.5 gr. gümüş demekti, 10 şekele bir ev,

birkaç dönüm tarla veya vasıflı bir köle alınırdı. inek 7 şekel, bir at 20 şekel, bir kıymetli elbise 30

şekel idi. Bir yapı ustası yılda 8 şekel kazanırdı.


Herodot, tarih kitabında Kroton’lu Demokodes isim-

li hekimin yılda 1 talent kazandığını yazar. 1 talent,

26.2 kg olup yaklaşık 6000 drahmidir. 1 Talent 60

Mina, 1 Mina 60 şekel olarak olarak Hititler’den Asur-

lular’a, Babil’den Filistin’e kadar kullanılmıştır. Helle-

nistik dönemlerde kare şeklinde minalar basılmıştır.

Drahmi ise bir avuç dolu obolos olup bir obolos ise

takasta kullanılan bakır çubuktu. Ancak ticaret ge-

liştikçe özellikle Fenikeliler obolosu daha sonra gü-

müş ile karıştırarak değerini artırdılar. Böylece bir

obolos drahminin 1/6’sı sayılan gümüş metelik olarak

kullanılmıştır. Antik Anadolu’da, İyonya’da bir mimar

günde 1.5-2 drahmi, kitap yazıcısı beş günde yaza-

bildiği 1000 kelimeye 20 drahmi alırdı. 50 kg buğday

8 drahmi, bir öküz 60 drahmi bir ev 3000 drahmi idi.

Kaba bir hesapla o dönemde bir hekim yıllık kazan-

cıyla 100 öküz veya 2 ev alabilirdi. Bugünkü rakam-

larla 1 gümüş talenti 300 bin dolar, 1 altın talent 1

milyon dolar olarak hesaplayabiliriz.



Asklepionlar’da özel ve kamu hekimliği olmak üzere

iki çeşit hekimlik vardı. Özel hekimlikte hastaya he-

kim kendi evinde bakar ve ona göre bir ücret alırdı.

Kamu hekimliğinde ise ‘iatreion’ veya ‘taberna’ de-

nen mekanlarda hasta bakılır, hekimlerin maaşları

yönetimce belirlenirdi. Bu hekimlere ‘iatros demo-

sios’ denir ve ücretleri ‘iatrikon’ denen bir vergi ile

halktan sağlanırdı, hastadan ayrıca bir ücret talep

edilmezdi. Bunun yanı sıra hasta Asklepion’dan çık-

madan önce mali durumuna göre hekime hediyeler

verirdi. Zenginler domuz, koyun ve en makbul olarak

da horoz sunarken fakirler ise ayakkabılarını, kendi

yaptıkları şarap veya yulaflı kekleri hediye ederlerdi.

Çok fakirlerden ise bir tutam saç veya Asklepion’u

yüceltici bir şarkı söylemesi istenirdi. Özel hastaların

tedavi ücretlerini ödemeleri taksitlendirilebiliyordu

ancak ödeme bir yılı aşamazdı.


Günümüz Bergama’sında yer alan antik sağlık yurdu

Asklepion’un kuruluşu MÖ 4’üncü yüzyıla dek uzanır.

Burada hasta tapınaktan çıkmadan önce tedavi üc-

retinin yanı sıra kendi adını taşıyan, hastalık ve teda-

vinin kayıtlı olduğu, adak niteliğinde bir tablet verir-

di. Bu tabletler tapınağın duvarlarına asılır, böylece

tapınağa yeni gelecek kişilerin güven duymaları sağ-

lanırdı. Bu şifa ziyareti sırasında hasta mali durumu-

na göre bir sunuda bulunurdu. En fakir olanlar ayak-

kabılarını veya şarapla tatlandırılmış yulaflı keklerini

verirken, zengin olanlar domuz veya koyun sunarlar-

dı. En kabul gören sunu horozdu. Platon, “Phaedo“

adlı eserinde, Sokrates’in son sözlerinin “Crito, Ask-

lepios’a bir horoz borcumuz vardı, bu borcu benim

için kapatır mısın?” şeklinde olduğundan bahseder.




        




 Varis tedavisi gören

hastanın bacağının ilk halini gösteren adak tableti  




Rönesans döneminde Floransa’da hekimler ve ba-

harat tüccarları Medici Especiali adında bir lonca

kurdular. Böylece soyluluk ve soylu meslek kavramı

para kazanma karşısında kaybetmiş, dönemin ege-

men ve güçlü meslekleri para getiren işlerde ortak

loncalar kurmuşlardı. Buradan bizim kerameti kendinden menkul meşhur medya gülü doktorlarımıza bir selam çakalım. Sloganımız hazır: “Baharatçılar ve

doktorlar el ele, sağlıklı günlere (!).”   Sanatçılar da bu

loncaya sağlıkçılara olan yakınlıkları nedeniyle 2’inci

dereceden kabul edilmişlerdir. Trajikomik bir durum!

Bu arada doktorlara Anadolu ve Yunan uygarlıkların-

da da ‘iatros’, Roma’da ise ‘medici’ denildiğini hatır-

latalım. Roma imparatoru Vesparian’ın MS 79’da ve

devamında MS 117’de Hadrianus’un doktorları asker-

likten, MS 159’da Antonius Pius’un ise hekimleri ver-

giden muaf tuttuklarını bir dipnot olarak verelim.

Anadolu Selçukluları’nda hekimlik, serbest meslek

uygulaması biçimindeydi. Hekimler yaptıkları hiz-

met karşılığında halktan ücret alırlardı, bu hekimlere

devletin desteği yoktu. Bunun yanı sıra sağlık hizme-

ti sunan vakıflar kurulmuştu, buralarda sağlık hiz-

metleri halka ücretsiz sunulurdu, bu vakıflar harca-

malarını dükkan, hamam, çarşı gibi gelir getiren öz

kaynaklarından sağlardı. Burada Ebul Kasım El Zah-

rawi’nin -Albucasis “Cerrahlar, tanrının gözü üzeri-

nizdedir, cerrah gerçekten gerekli olduğu için mi,

para aşkı için mi ameliyat yapar” sözünü ünlü kitabı

‘El-Tasrif’ in başına koyduğunu, Amasyalı Şerafettin

Sabuncuoğlu’nun ‘Cerrahiye-i İlmiye’ kitabında, “Bir

işi hor görüp adının kötüye çıkmasına neden olma-

malısın, paraya tamah edip kendini hakikat katında

saygın iken aşağılatmamalısın” uyarılarını da tıpta,

bilim ve sanat kadar önemli olan etik kavramını orta-

ya koyduklarını da hatırlatalım.


Günümüz hekim kazançları yazımızın konusu değil,

zaten ülkemizdeki hekimlerin büyük bir çoğunluğu-

nun kazancı yazmaya değer değil! Hekimlerin büyük

çoğunluğu zor koşullarda yaşıyorlar, medyatik he-

kimler ise kapitalizmin nimetlerinden sonuna kadar

yararlanıyorlar.


Tıbbı seçmenin en önemli nedeni, insanlara yardım

etmek için hekimliğin en uygun meslek olmasıdır.

Daha fazla para kazanmak için doktor olmayı, bunun

için tıp eğitimi görmeyi hiç kimse ilk başta düşün-

mez. Ancak uzun ve zorlu ve bir o kadar da masraflı

bir eğitimden sonra hekim diğer insanlardan farklı

bir konuma ulaşmış olsa da yine de hayatını kazan-

mak zorundadır. Hekim, tıbbın dışında mesleğin ti-

cari yönüyle tanışır ve eğitimine başlarken var olan

ideallerinden bir kısmı bu süreçte yitirilir. Bu istenil-

meyen, bir durum olsa da maalesef gerçektir. Ancak

bir ironiyi de beraberinde yaşıyoruz. Şöyle ki iyi para

kazanan hekimin vicdanı kazandığı para nedeniyle

rahatsız olmaz Çünkü bu hekim, ‘kötü hekim’in para

kazanamayacağını düşündüğünden kendi maddi ka-

zancının mesleki başarısından ve ‘iyi bir hekim’ ol-

masından kaynaklandığına inanır. Ancak meslekten

para kazanmayı hedeflememiş ve kazanamamış iyi

hekimlerin var olduğunu düşündüğümüzde bu yargı-

nın pek de doğru olmadığı ortaya çıkar. Dolayısıyla

iyi hekimlik, kazanılan para ile ölçülemez. Etik de-

ğerler, mesleki sorumluluk ve hasta yararı her za-

man öncelikli olmalıdır. Tıp bir sanattır, iyileştirme

sanatıdır, hekim de bu sanatı başarıyla uyguladığı

ölçüde iyi hekimdir!


Sözlerimizi şair Can Yücel’in “Bergama Asklepion’u

için yazmış olduğu” Altına Hücum şiiri ile noktalayalım.


Biz altın istemiyoruz                   

Altın gibi buğday başaklarımızı istiyoruz.

Masmavi denizimizi istiyoruz.

Zehire hayır!

Siyanüre hayır!

Altın olan zehire hayır!

Sağlık Tanrısı Asklepion’un

Hastanesini siyanürleyemezsiniz!