Sayfalar

10 Şub 2026

ULYSSES’i Okudum


                         






Albert Camus,  "Bazen, sadece devam etmek, insanüstü bir başarıdır" der

 

                         Ulysses’i okumaya devam ettim ve bitirdim. 



Üzerinde binlerce makale ve araştırma yazısı, yüzlerce kitap yazılmış, dünyanın anlaşılması en zor kitabı olarak tanıtılan Ulysses’i anlatmak, özetlemek, karakter tahlilleri yapmak gibi bir densizlikte  bulunmayacağım. Ulysses’i nasıl okudum, nelerden faydalandım, okumam bittiğinde kitap için neleri “kendimce düşünceler” olarak not ettim, bunları paylaştım. Belki Ulysses’i okuma listesine alanlara faydalı olabilirim düşüncesiyle bu notları aktarıyorum. 


Elimdeki malzemeler şunlardı ; daha önce iki kez okumaya teşebbüs ettiğim Nevzat Erkmen çevirisi, bu okuma için ödünç aldığım Fuat Sevimay çevirisi, ve eşimin 2012’de aldığı birinci baskı Armağan Ekici çevirisi. N. Erkmen’ni önceki okumalarımdaki olumsuz tecrübem nedeniyle kenara kaldırdım, F. Sevimay tercümesini yazar olarak  dilini sevmemem nedeniyle ve rastgele okuduğum çeviri bölümlerde aynı dili görünce sübjektif bir tercihle seçmedim. Dipnot ve açıklama kullanmayan ve Latince başta olmak üzere  yabancı kelime veya cümleyi aynen yazarak okumayı daha da zorlaştırmasının yarattığı olumsuzluğuna rağmen dilini akıcı bulduğum A. Ekici çevirisinde karar kıldım. Yararı olacağını düşündüğümden (ki oldu da), London: John Lane The Bodley Head, 1941 basımı Ulysses orijinal dilinde PDF formatında 429 sayfa olarak indirdim.



                                                                               

     

     Norgunk Y. Armağan Ekici çevirisi                     1941 basımı Ulysses orijinal dilinde PDF



Türkçe  en iyi kaynak olarak değerlendirdiğim, gerek Udysseus’un bölümlerini  irdeleyen     gerekse gölgesi olduğu Odysseia destanı ile mükemmel bir ilgi kuran “SAÇMANIN BAĞLADIKLARI”  isimli bir sitede “Erhan” ismiyle yazan, “Demek Ulyysses’i Okumak İstiyorsun?” ile başlayıp tüm bölümlerin özetlerini yorumlarıyla birlikte veren, büyük bir emekle hazırlanmış 18 bölüm devam eden bir cevher buldum. Eğer Ulysses’i okuyup bitirdiysem bunda soyadını bilmediğim edebiyat emekçisi Erhan’ın rolü çok büyüktür. 

https://sacmaninbagladiklari.com 

https://sacmaninbagladiklari.com/category/inceleme/ulysess/

    


                        

                                                                            

                      Edebiyat emekçisi Erhan'ın web sayfalarından  (Saçmanın Bağladıkları - blog)



Armağan Ekici’nin blog sayfasındaki Ulysses yazılarından çokça faydalandım.                          https://ekici.blogspot.com/?m=1

         


              



Malzemeler bitmedi. İngilizceniz ileri seviyede değilse bile rahat anlayabileceğiniz, her bölümü resim, kartpostal, karikatür, fotoğraf, çizim gibi anlamayı kolaylaştıran görsellerle destekleyen, ama en önemlisi çok sayıda dipnot bilgisini hem de görsel destekli olarak sunan bir web sitesinden çok yararlandım.                                                                      

https://joyceimages.com    


         



                                                        joyceimages projesinin ilk ve son sayfaları
    


Daha az yararlandığım iki kaynak ise;                                                  

https://genius.com/James-joyce-ulysses

http://www.joyceproject.com


Tabii YouTube’dan sınırsız işitsel ve görsel destek aldım, bunlardan bir tanesi ilginçti, Cris Reich’in “Reading Ulysses for Fun” serisinden de yararlandım. 


Genellikle önerilen Nevzat Erkmen’in “Ulysses Sözlüğü” ve “Bloomsday Kitabı”ndan faydalanmadım, gerek de olmadı. Yine önerilen James Joyce’un “Dublinliler”(1914) ve “Sanatçının Genç Bir Adam Olarak Portresi“(1916) adlı kitaplarını da okumadım. “Hamlet” dahil Shakespeare’den  okuduğum herhangi bir kitap da yok. Ulysses’i okuyup  bitirdikten sonra şunu net olarak görüyorum. Okunması gereken tek kitap Odysseia Destanı’dır,  Homeros’un iki destanını da okumak tabii ki daha iyi ama hiç olmazsa Odysseia’nın grafik romanını veya geniş özetini okumak şarttır bence. Çünkü romanda çok sayıda yan karakterin yanı sıra bu kitabın temeli olarak vurgulanan Odysseia’dan bir çok karakter ve yer ismi de Ulysses içinde geçiyor. J. Joyce uzmanları içinde Aristo ve Platon okunmasını önerenler de az değil. İrlanda tarihi ve kültürü, siyasi olayları, Yahudilik ve Yahudi tarihi, Hristiyanlık ve Hristiyanlık tarihi, Katoliklik hakkında da ciddi bilgi sahibi olmanız da istendiğini de duyacak ya da okuyacaksınız, sakın  şaşırmayın. Bu önerilerin tersine  “Öncelikle, gözünüz korkmasın! Odysseia'ı okumanıza gerek yok, ayrıca İrlanda tarihi veya Dublin hakkında derin bir bilgiye sahip olmanıza da gerek yok. Özünde Ulysses, karısının evde onu aldattığını düşünen bir adamın Dublin’de dolaşmasının hikayesidir” denildiğini de okuyacaksınız, yine de şaşırmayın. Hatta  “bölümleri  sırayla okumak zorunda hissetmeyin, en iyi ipucu ilk üç bölümü atlamaktır” önerisini de göreceksiniz, yine de sakın ola ki şaşırmayasınız. Çünkü Ulysses okumaya niyetlenmişsiniz, her söze her fikre açık olmak gerekir. 


Aslına bakarsanız bu kitabı eğer orijinal dilinden okumuyorsanız, hangi dilde çeviri olursa olsun, Ulysses'in ruhunu ya da Jaymes Joyce’un ruhunu yakalamanız bence mümkün değil. Benim okuduğum çeviri içinde de çok sayıda Fransızca, İtalyanca, Almanca kelime ve cümleler var ve bunları anlayacak yabancı dillere vakıf değilim. Bir de J. Joyce’un kendi uydurduğu kelimeler var ki, bu dil oyunlarını ana dilinde bile saptamak kolay değilken, çeviride bunları yakalamak ne kadar gerçekçi olabilir, yani kitabın tümüne hakim olmak imkansız. Kanımca çok az sayıda James Joyce uzmanı/hayranı bu zorluğu aşabilmiştir. Şöyle düşünelim; akademik bir çalışma yapmıyoruz, üzerinde çok konuşulan, efsaneleştirilen, anlaşılması zor ve yorucu olan bir mizah kitabı okuyoruz,  klasik tarz bir roman olmadığını kabullenerek başlamak en sağlıklı yoldur.

 

O zaman şu soruyu kendinize sormanız gerekiyor, ben neden Ulysses okumak istiyorum ? İnsanı en çok harekete geçiren merak duygusundan mı ? Entelektüel seviyenizin çıtasını yükseltme isteği mi ? Yoksa bu zorlu kitabı bitirerek kendinizi kanıtlama dürtüsü mü ? Sanırım en mantıklısı ilk nedendir, eğer merak duygusu ile kitabın sizi çağırması aynı ana denk gelirse,  “çok alametler belirdi, vakit tamamdır” diyebilirsiniz. Ben dürüstçe üç nedenin de pek biri diğerinin önüne geçmeden yıllar sonra beni okumaya yönelttiğini belirteyim. 












































































Kitaba başlamadan önce aklımdaki sorulardan bir tanesi şuydu ; Joyce neden Odysseia’ı model almıştır? Uzmanlar derler ki; destansı olan olayları gündelik olaylara indirmek için seçmiştir. Ancak Odysseia’da savaşlar, tanrılar, mitolojik kahramanlıklar var, Ulysses’te de bunlar yok, ya da ben göremedim. Görmediğim bir başka husus da Homeros’un epik destanında geçmeyen cinselliğin bu modern kurguda yer almasıdır. Keza  Ulysses’de çok belirgin olan kimlik arayışı ve kimlik tahlilleri Odysseia’da rastlamadığımız  temalardır. Her iki metin arasında dikkati çeken benzer en belirgin özellik  eve dönmeye çalışan Odysseus ile evdeki karısı Molly’ye  geri dönmeye çalışan Leopold Bloom’un “eve geri dönüş” temasıdır. Okumak isteyen için bu önemli mi ? Bence değil, akademisyenler düşünsün bunu, okur olarak buna kafa yoramam. Bu arada J. Joyce’un Ulusses’i yazarken üç ana karakterden Leopold Bloom’u kurnaz Odysseus’a; Stephen Dedalus’u (ki çoğu JJ uzmanı bu karakterin yazarın kendisi olduğuna inanıyorlar) babasını arayan Telemakhos’a; Bloom’un pek sadık görünmeyen flörtöz eşi Molly’i ise Odysseus’un sadık eşi Penelopeia’ya bağlantı kurduğu konusunda okuduklarımdan anladığım kadarıyla bir tereddüt yok. Sadece kitabı okurken  beni rahatlattığı için A.Ekici’nin bloğunda okuduğum şu cümleleri aktarmak istiyorum, belki benim gibi ikircikli okurlara yararlı olacağını düşünüyorum. Diyor ki A. Ekici; Joyce, kitabın tamamlanmasına yakın günlerde, meraklı dostlarına kitabın 18 bölümünün özelliklerini açıklayan şemaları vermeye başlamış; bu şemalarda her bölümün tekniği, sembolizmleri vs. gibi özelliklerin yanında, kitabın bölümleri ile Homeros’taki olaylar ve karakterler arasındaki paralellikleri işaret etmiş. “Odysseus nasıl Sirenlerin şarkısını dinliyorsa, Leopold Bloom da barmen kızları keserek Stephen’ın babasıyla bir arkadaşının söylediği şarkıları dinliyor; Odysseus nasıl Skylla ile Kharybdis’in arasından (bir miktar personel kaybıyla) geçiyorsa, Bloom da Stephen ile Buck Mulligan’ın arasından (arkadan bir hakaret yiyerek) geçiyor (s.196); Odysseus nasıl tek gözlü Tepegöz’ü kızdırıp, Tepegöz ona kayalar fırlatırken kaçıyorsa, Bloom da her şeye tek bir bakış açısıyla bakan milliyetçi “Yurttaş”ı kızdırıp, Yurttaş ona bisküvi kutusu fırlatırken kaçıyor; Odysseus nasıl insanları domuza dönüştüren Kirke’nin elinden kurtuluyorsa, Bloom da  insanların hayvanlaştığı bir kerhane sahibi olan mama  Bella’nın kerhanesinden kurtuluyor; on yıl dolaşıp sonunda eve dönen Odysseus, Penelopeia’nın taliplerini katır kutur keserken, bir gün boyunca dolaşıp sonunda eve dönen barışçı Bloom “bunlar doğal şeyler” diyerek olanı biteni zihninde affediyor. Bloom’un adımlarını Dublin haritasında takip edince, Bloom’un da, Odysseus gibi, A’dan B’ye giderken bir türlü en kısa yoldan gidemediğini görüyoruz.” 




 




Kitapta çok sayıda teknik kullanmış yazar. Her bölümün ayrı teknikle yazıldığı vurgulanıyor. Bilinç akışı ilk başta gelen ve her okurun kolayca dikkatini çeken bir teknik. Üçüncü tekil şahıs anlatımından isimsiz birinci ağız anlatımına geçmek, ya da tersini yapmak, tiyatro, şiir, deneme, basit diyalog, kamera çekimi tekniğinde anlatım, montaj gibi 60 kadar farklı teknik kullandığını okudum. Mecaz, kinaye, abartma, metafor, alitetasyon, palindrom, leitmotif, anagram gibi bildiğimiz söz sanatlarının yanında epimon (bir kelimeyi veya soruyu tekrar tekrar, ısrarla söylemek), metonomi (bir şeyin resmi adıyla değil, onunla yakından ilişkili bir şeyle anıldığı bir tür mecazi dil), kiyazma  ikinci kısmı birincisinin tersi olan iki parçalı bir cümle veya ifade) gibi  teknikleri de kullanmış James Joyce, uzmanlara göre. Örneğin kullandığı tekniklerden biri “onomatopya”; resim ya da müzik, bir sanat eserini kelimelerle anlatma tarzına deniliyormuş. Bir diğeri “epifani”;  gündelik hayat içinde, büyük bir gerçekçilikle tasvir edilmiş sıradan bir ânın çok daha geniş bir temayı işaret etmesi  demekmiş. Zaten Ulysses’i yazarken J.Joyce'un  biz okurların özellikle neyin nerede başlayıp nerede bittiğini tam olarak fark edemememiz için, kimin kiminle nasıl bir ilişki içinde olduğunu,  özellikle de bu kişilerin Odysseia Destanındaki kişilerle nasıl bir bağlantısı olduğunu anlamamamız  için özel gayret sarf edip, yazım tekniklerini buna göre sık sık değiştirmiş olduğunu düşünüyorum.


Kitabın hâlâ tam çözülememiş bilmeceleri varmış, bir tanesi kim olduğu anlaşılamayan mezarlıkta görülen makintoşlu, yağmurluklu adam. Diğeri üzerinde "U. P." yazan kartpostalın ne anlama geldiğinin bilinmemesi,  ilk aklıma gelenler bunlar. Şimdi şeytanın avukatlığına soyunarak düşünüyorum; üzerinde lisans, yüksek lisans ve doktora tezleri yapılan devasa kitap içinde birkaç konunun anlaşılmamış olması yazarın bir tercihi olarak kabul edilse yazılan şey bilmece olmaktan çıkacak, ancak uzmanlarca bilmece kabul edilmesinde ısrarcı olmakla kitaba ayrı bir artı değer katılmış olunuyor bence, bu da ayrı bir bilmece. Veya bu bilmeceler okurun ilgisini çekmek için yazarın bilinçli bir yöntemi olabilir, benzer düşünceyle J. Joyce kendisini erişilmez kılmak, onu çözebilmenin çok az insanın harcı olduğunu göstermeyi  amaçlamış da olabilir? Ben bilemedim doğrusu. Denir ki Ulysses, Dublin aşığı J. Joyce’’un bir gün içinde zihninden geçenlerin kitaba aktarılmasıdır. Kitabın bu kurgusu yazarın dehasına bağlanıyor. Belki sert tepki görme pahasına bu zihnin “tam olarak sağlıklı bir zihin olmadığını” gördüğümü hekim olmamın verdiği cesaretle  belirteyim. Deha sınırlarında gezen çok değerli birçok sanatçının, bilim insanının psikonevrotik  olduğunu biliyoruz. Özellikle 10. bölümdeki (Kirke) halüsinasyonları okuduktan sonra kitabın başlarında oluşan bu kanaatim daha  da belirginleşti. Freud'un yineleme zorlanması (repetition compulsion) diye bir kavramı vardır. Freud bunu “kişinin başına gelen travmatik bir tecrübeyi bir şekilde benzer koşullarda tekrar yaratıp tekrar yaşayarak travmanın yol açtığı nevrotik etkileri gidermeyi amaçlaması” diye tanımlar. Marx ise bunu daha felsefik söyler : “Tarihte olaylar ilkinde trajedi, ikincisinde  komedi olarak tekerrür eder…” Joyce’un gençliğindeki trajedisini bu kitapla anlatmayı hedeflediği kanısındayım, mizahi dili bunu söylüyor bana.





        

Tekrar kitaba dönersek, yapılan binlerce göndermenin hepsine hakim olmak mümkün değil, bunu yazar da bildiğinden “profesörleri yüzlerce yıl meşgul edeceğim” dediğini biliyoruz. Bırakın göndermeleri, Ulysses’in Dublin’de geçtiğini, herş eyin bir gün içinde yaşandığını, o günün de 16 Haziran 1904 olduğunu eğer önceden okumamış olsaydım muhtemelen kitap bittiğinde bu bilgileri anlamış olmayacaktım. Odysseus’un yirmi yıl süren epik yolculuğuna karşılık Bloom’un bir gün süren “eve dönüş” yolculuğu olduğunu doğal olarak bilmeden kitabı bitirmiş olacaktım. Joyce, kitabını insanların zeka ve sabrını, veya entelektüel birikimlerini test etmek  için mi yazmış, yoksa sadece  mizahi dille, hayatın akışının, tarihin  akışıyla tuhaf bir kesişme içinde olduğunu, çok dar bir mekan ve zaman içinde modern ve ayrıksı bir yorumla  sunmak mı istemiş ?  Bu sorunun cevabını  henüz çözemedim. İlyada destanı nasıl insan iradesi ile kaderinin çatıştığı on yıllık bir zaman dilimini inceliyorsa Odysseai destanı da insan iradesinin kaderini belirlemek için verdiği mücadelesini yirmi yıllık bir zaman dilimine yerleştirmiştir. Tabii ki her iki destanda kahramanlar ve tanrılar işin içindedir. J. Joyce’un modern edebiyatta yaptığı yenilik, bu zaman dilimini bir güne, sıradan insanlara ve günlük işlere uyarlaması, tanrılara değil, teolojik bilgilere yer vermiş olmasıdır diye bir çıkarımda bulunarak bu konuyu da kapatalım. 


Joyce Ulysses’i yazdığı sırada uzun zamandır Dublin'den uzakta yaşıyormuş . Bu nedenle yazdıkları zihninde Dublin'i yeniden yaşamak, hatırladığı gelenekleri, kültürleri, sokakları, binaları, pubları, manzaraları, inançları, alışkanlıkları, siyaseti ve şehrin insanlarını zihninde yeniden şekillendirmek olarak değerlendirilmelidir, bunu yaparken almanaklardan ve akrabalarına sorduğu sorulardan yararlanmış. Ancak neredeyse hatasız denecek kadar net bir Dublin resmi ortaya çıkarması gerçekten akıl almaz bir şey. Bölüm başlıkları Joyce’un orijinal metninde yoktur. Bugünkü standart adlandırma, yazarın Stuart Gilbert’e verdiği ve bazı değişiklikler yaparak  1930’da onayladığı başlıklardır. Aslında bu ipuçlarını vermeseydi Ulysses-Odysseia bağlantısı belki bu kadar net ortaya   konulamazdı. Zamanına göre özellikle dini konularda çok cesur, onlarca farklı teknik kullanılarak ve dönemin edebiyat anlayışının çok ötesinde yazılmış olan, modern, deneysel, aykırı hatta ayrıksı bir roman olduğu kesin. Okuduğum çeviride de orijinale bağlı kalınarak bölüm başlıkları yok. Metin içinde “ürkünç Türk, Türk hamamı, Türk mezarlıkları, Türk hükümeti (Osmanlı), gibi Türk kelimesinin kullanımlarına rastladım, herhangi bir anlam vermek için değil, bilgi için yazıyorum.





Son bölüm “Penelope”, yani Molly Bloom’un bilinç akışı ile yazılan bölüm kitabın en çarpıcı bölümü. Hem Molly’i hem Leopold’u net olarak tanıyacağımız bu  bölümde, hikaye, olay örgüsü , noktalama işaretleri vs hiçbir şey yok, sadece hepimizin zihninden benzer düşüncelerin nehir gibi aktığı çok samimi bir anlatış var. Kimi uzmanlar Caliypso, kimileri Lotus-Eater bölümlerinin kitabın kalbi olduğunu ileri sürüyorlar. Genelde Kirke üzerinde duruluyor.  Ben kitabın kalbinin Penelope bölümü olduğunu düşünüyorum, ayrıca Hades bölümünü de beğendiğimi belirteyim.


İdeal okurun Ulysses’i en az iki defa okuması, arada dönüp sevdiği bölümleri tekrar okuma önermelerine de rastlayacaksınız, ilk okumayı başarısızlık değil keşif olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyler J. Joyce uzmanları. Sadece son bölümü Penelope’yi iki defa okudum, ikinci okuyuş  daha keyifliydi ama hepsi bu.  Çok saygı duyduğum zor metinlerin çevirmeni ve usta bir deneme yazarı Armağan Ekici, kitaba ilk kez yaklaşan okura şöyle sesleniyor: “sembolizmlerden, kitabın yapısal özelliklerinden haberdar olun, onları aklınızın bir köşesinde tutun; ama öncelikle tüm bu olan bitenin günlük hayat olduğunu unutmadan, kendinizi karakterlerin yerine koyarak okuyun. Bunu yaparsanız, gerçek hayatı olduğu gibi, tüm ayrıntısı, sefaleti, bin parçalığıyla; büyük bir sempatiyle, mizahla anlatmış bir başyapıtın içine düşeceksiniz.”  


İmdi…Ben düştüğüm yerden Armağan Ekici’ye sesleniyorum; James Joyce'un 'Ulysses'ini denedim ve dürüstçe söylemek istiyorum gerçekten tam olarak anlayamadım; dilini erişilmesi zor, kurgusunu karışık hatta anlaşılmaz buldum, karakterler hakkında  şunu söyleyebilirim; belki  önceden okuduklarımın etkisiyle olacak, beklentimin altında ilgi çekici geldi bana. Kitap genel olarak okurken sıkıldığım, metinden kolayca koptuğum ve vazgeçmeyi bile düşündüğüm bir kitap oldu. Göndermelerin ve  bazı diyalogların, dil/kelime oyunlarının kitabı itici kıldığını düşünüyorum. Uçlarda bir kitap olduğunu ve ne yalan söyleyeyim bir daha elime almayı düşünmediğimi belirteyim. Bu kitabı döne döne okuduklarını söyleyenler ne kadar samimi bilemem ama  istatistiki olarak anlamlı bir sayıda olmadıklarından eminim. Elbette edebiyat da diğer sanatlar gibi kişisel zevklerin serbestçe dolaştığı bir alan, ancak bu kadar yüceltilen, saygı duyulan bir kitabın içinde beni yakalayacak bir şeyler olacağını, bir kıvılcım çakacağını düşünüyordum. Bu kıvılcımı aslında karakterlerin zihinlerinin içinden okura sesleniyor olmasında, psikolojilerini yansıtmalarında yani bilinç akışı bölümlerinde  kısmen buldum, ancak göndermelerin ve araya girişlerin çokluğu bu akışın önünde set oluşturduğu için keyfim sık sık kaçtı, zorlandım. Tüm bu eleştirilerime rağmen, bazı mizahi öğeleri sevdiğimi, genel kültüre katkısı olduğunu, en azından Proust okumayı düşünmemin önüne geçerek bana yol gösterdiğini söyleyebilirim. Bu nedenle verdiğim emek ve ayırdığım zaman için kesinlikle olumsuz düşünmüyorum, edebiyatın kübist eseri sayılan Ulysses’in çok farklı bir okuma olmasını küçük de olsa  kazanç haneme yazıyorum. Ulysses’in, İlahi Komedya, Terra Nostra, Don Quixote, Sek Sek, Yaşam Kullanma Kılavuzu, Homeros Destanları ve Tutunamayanlar gibi hacimli ve zor metinler arasında en az keyif aldığım  bir  metin olduğunu da bir son not olarak ekliyeyim. 


Beğeni tamamen göreceli bir kavramdır, beğenmek kadar beğenmemek de okur hakkıdır. 






  




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder