Sayfalar

8 Eyl 2026

Mete Tunçay : Özgür Düşüncenin ve Tarihin Vicdani Sesi *

             












Yaşamını tarih bilimine, üniversiteye ve öğrencilerine adamış bir akademisyen olan Prof Dr Mete Tunçay ile hayat arkadaşı, müzikolog, klasik Türk müziği duayenlerinden Gönül Paçacı Tunçay sayesinde tanıştım. Kendisini yazılarıyla, kitaplarıyla tanıyor olsam da karşımda, sakalı ve  heybetli görünümüyle bir Zeus  duruyordu o an. Eşinin kurumdan ayrılmasını, emekli olmasını isteyen, buna karşı Gönül Hocayı caydırmaya çalışan  Konservatuvar vekil Müdürü’nün tanışması böyle oldu.  Bana elindeki yıldırım demetlerini ne zaman gönderecek diye belli etmemeye çalışarak tedirgin ve kaçamak bakışlar atarak konuşuyordum.O vakur duruşlu eş, yumuşacık yüreği ile kararımıza saygı göstererek bizim yanımızda yer aldı ve ortaya OMAR (Osmanlı Müziği Araştırma Merkezi) gibi bir anıt çıktı, tabii Gönül Hocamın çalışkanlığı ve Mete Hoca’mın destekleri sayesinde.

 

Siyaset bilimci, tarih profesörü ve yazar olan Mete Tunçay’ın biyografisine farklı kaynaklardan kolayca ulaşılabilir. Çok kısa bazı kilometre taşlarını vermekle yetineceğim. 1936'da İstanbul'da doğdu. 1958'de A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden (Mülkiye) mezun olduktan sonra aynı fakültede asistan oldu. 1961'de özgürlük kavramı üstüne yazdığı tezle doktorasını aldı. 1966'da “Türkiye'de Sol Akımlar 1908-1925”başlıklı çalışmasıyla siyasal teoriler doçenti oldu. 1972'de Mülkiye’den istifa etti. 1978'de İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesine geçti. 1983 yılında 1402 yasasıyla üniversiteden uzaklaştırıldı. 1984-1993 yıllarında aylık Tarih ve Toplum, 1994-1996 yıllarında da Toplumsal Tarih dergilerinin editörlüğünü yaptı. Bu dergiler, Türkiye'de resmi tarih anlayışının dışına çıkan "eleştirel tarih" akımının zeminini oluşturdu.  1990'da Danıştay kararıyla Siyasal Bilgiler Fakültesindeki görevine iade edilse de orada kalmadı.  Bilgi Üniversitesi tarih bölümünde akademik hayatına yaşamının sonuna kadar devam etti. 18 Ağustos 2025'te  89 yaşında hayatını kaybetti.



                                    


 

Mete Tunçay, siyasi kimlik olarak kendisini "özgürlükçü sosyalist" veya "demokratik sol" çizgisinde tanımlayan, marksizmi ve sol düşünceyi sivil toplumcu, özgürlükçü ve eleştirel bir süzgeçten geçiren bağımsız bir entelektüeldir. Bu politik duruşu liberal ve demokrat geleneğe bağlı olmuş,  Karl Popper’den etkilenmiştir. Prof. Dr. Mete Tunçay tamamen entelektüel üretim, derin sohbetler, dostluklar ve bitmeyen bir öğrenme tutkusu üzerine kurulu dünyasını kitap yazmanın yanında çeviriler yapmakla da zenginleştirmiştir. Ağır ameliyatlar geçirdiği yaşamının son dört-beş yılında dahi çeviri yapmaktan vazgeçmemiştir. Tartışmak ve üretmek en büyük hobisiydi. Daha iddiasız hobileri arasında orijinal küçük kutular toplamak, kedi  beslemek, seyahat etmek, salaş meyhanede dostlarla demlenmek ilk anda akla gelenlerdir. Kişiliğinde dikkat çeken en değerli özelliklerden biri de gösterişten uzak zarafetiydi. Derin bilgisi hiçbir zaman kibirli yapmadı onu. Alçakgönüllülüğü, ölçülü konuşması, nezaketi ve sakin üslubu, onu tanıyanların belleğinde en az eserleri kadar yer etti. Tarihi, iktidarın istediği gibi değil, belgelerin gösterdiği gibi yazma namusunu hiç kaybetmedi.



Sol düşünceye bağlı kalırken açık topluma olan inancından hiç ödün vermeyen, kendi tarafına bile eleştirel bakabilen ender aydınlardandı. Her zaman kibar, sakin, sorunları şiddetten uzak ve tartışarak çözmeyi, kısaca usuleti ve suhuleti seven bir aydındı. Burada kendisiyle çok samimi olarak konuştuğum bir konudan, hakkında en çok tartışılan konudan, Fettullah Gülen cemaatine yakın olan bir vakfın desteklediği Abant Platformu adlı çalışma grubunun 3-5 yıl eşbaşkanlığını yürütmüş olmasından bahsetmeyi gönül borcu olarak görüyorum. Mete Tunçay’ın hiç tanışmadığı ve konuşmadığı  Gülen’in düşüncelerini benimsemesi eşyanın tabiatına aykırıdır,  çünkü o bir agnostiktir, sosyalisttir, dünya görüşü dini cemaat görüşleriyle aynı kulvarda yürüyemez, yürümemiştir de.  İnanç yapısı gereği yukarıda adı geçen vakıf veya çevresinden gelen  iftar davetlerini "ben oruç tutmuyorum, oruç tutmayanın iftar sofrasında işi yoktur" diyerek her defasında reddetmesi dürüstlüğündendir. Bu ilişki tamamen pragmatik ve o döneme ilişkin  bir "diyalog" zemininde gelişmiştir, ideolojik zemini yoktur,  bir düşünce atölyesine samimiyetle katılım dışında amaç içermemiştir.


                           


 

Özgürlükçü sol ve sivil toplumculuk anlayışı çerçevesinde  “resmi ideoloji” eleştirisini yapmış, erken Cumhuriyet döneminin tek parti yönetimini akademik bir eleştiriye tabi tutmuştur. Aynı çerçevede Kemalizm ile arasına bir mesafe koymuştur. Türkiye solunun önemli bir kısmının benimsediği Kemalist/ulusalcı sol çizgiden farklı olarak daha sivil ve özgürlükçü bir sol anlayışını savunmuştur. Demokrasinin ve sol siyasetin devlet odaklı değil, sivil toplum ve bireysel özgürlükler temelinde yükselmesi gerektiğini vurgulamıştır. Her zaman anti-militarist ve demokrat duruşu savunmuş bu nedenle ”askeri vesayet” karşıtlığına yönelik her platformda düşünceleriyle katkıda bulunmuştur. “Resmi tarih” yazımını reddederek tarihin övgü ya da yergi aracı olmaması gerektiğini söylemiştir. Sosyal hayatının merkezinde her zaman akademisyenler, yazarlar, gazeteciler ve öğrencileri yer almıştır, Türkiye'nin önemli entelektüelleriyle çok yakın dostlukları ve  çalışmaları olmuştur. Mülkiye mezunu ve  hocası olarak, “Mülkiyelilik” kültürü ve oradaki dostluk bağları hayatında her zaman çok önemli bir yer tutmuştur. Öğrencilerine  tarihi ezberlenecek bilgiler bütünü değil,  sorgulamanın, karşılaştırmanın ve kanıt aramanın disiplini olduğunu öğretmiştir. O heybetli görünüşünün ardında tarihe duyduğu saygı kadar insana duyduğu saygı ve güven de yerini almıştır. Bu nedenle öğrencileri “Mete Tunçay’ın paltosundan çıktıklarını” övünçle söylerler.

 

En önemli eserleri: 

*Türkiye'de Sol Akımlar (1908-1925): Osmanlı'nın son dönemi ve Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki sosyalist/komünist hareketleri belgeleriyle inceleyen temel bir başvuru kaynağıdır. 

*Türkiye Cumhuriyeti'nde Tek-Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931): Erken Cumhuriyet döneminin siyasal yapısını, muhalefetin tasfiyesini ve tek parti rejiminin inşasını eleştirel bir gözle inceleyen çalışmasıdır.

*Batı'da Siyasal Düşünceler Tarihi (I-II-III): Siyasal teorileri kapsamlı şekilde ele alan üç ciltlik  temel bir kıymetli eserdir. 



                        


 

Sessizce çalışarak yazdığı eserleri yalnızca geçmişi anlatmaz; geleceğin bilim insanlarına da vicdanın ne olduğunu öğretmeye devam eder. Bilime adanmış ömrü, tarihçiliğin yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda topluma karşı yerine getirilen vicdani bir sorumluluk olduğunu da gösteren Mete Hocamın rafları kitaplarla dolu çalışma odasına girdiğimde kendimi bir mabede girmiş gibi hissettiğimi hatırlıyorum, masada yıllarca biriktirdiği Osmanlıca belgeler, eski gazeteler, el yazısı notlar seriliydi. Çok zengin ve değerli kütüphanesinin büyük kısmını Kadıköy TESAK’a, sol tarih için çok önem taşıyan arşivindeki belgeleri de TÜSTAV’a bağışladı. İhtisas alanı dışındaki önemli sayıda kitabının da Üsküdar Belediyesi ve Rami Kütüphanesi’ne bağışlanmış olması, onun kompleksiz ve kapsayıcı duruşunun ifadesidir.



 

                    



Yakın dostları onun ölümünden sonra duygularını şöyle ifade ettiler;   Tarihçi Prof. Dr. Mehmet Alkan “45 yıllık dostu olarak, bir devir kapanmış gibi" hissettiğini, Dücane Cündioğlu  ise Tunçay'ı "namus ve vicdan sahibi bir aydın" olarak nitelendirerek, farklı görüşten kalemlerin üzerinde büyük hakkı olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Ali Nesin,  Tunçay'ı, hayatının en güzel parçalarından biri ve "içinde sıcacık anıları capcanlı" kalan bir dost olarak hatırlayacağını söyledi.  2006’da yayımlanan Mete Tunçay’a Armağan kitabının editörlerinden biri olan Tanıl Bora onun fikir mirasının sürekliliğini vurguladı,  Murat Belge ise onu “yeri doldurulamayacak bir arkadaş” diye nitelendirdi.

 

Ben de antidemokratik uygulamaların olduğu zor dönemlerde bile bilimsel dürüstlükten ödün vermeyen, . öğrencilerini düşünmeye cesaret etmelerini sağlayan, akademik özgürlüğü ve  farklı görüşlerin konuşulabileceği bir üniversite kültürünü savunan, dürüstlüğü, zarafeti ve mütevazılığıyla hep hatırlayacağım bu değerli aydın, akademisyen, yazar, tarihçi hocamı.  Saygı, sevgi, özlem ve minnetle anıyorum. 



        



*Toplumsal Tarih Dergi 393. Sayı Eylül 2026’da yayınlanmıştır



Faik Çelik