Sayfalar

31 Tem 2026

"Hindi" Üzerine Bir Deneme

 


Hindi  Phasianidae (sülüngiller) familyasına bağlı bir kuş cinsidir. Amerika’nın keşfinden sonra oraya ilk göç edenler tarafından keşfedilmiş ve XVI. yüzyılda  Avrupa’ya getirilmiştir, bu cins yaban hindidir. Eti için yetiştirilen bir kümes hayvanı olan bizim bildiğimiz evcil hindi ise yaban hindinin evcilleştirilmesiyle  ilk kez  İngiltere’de yaygın olarak yetiştirilmiştir. 

Ortalama yaşam süresi doğada (yabani hindi) 3–5 yıldır. Evcil hindinin doğal ömrü  8–12 yıl civarındadır. Ancak çoğu eti için yetiştirildiğinden yalnızca 4–6 ay yaşatılır ve kesime gönderilir. Hindi memeli olmadığı için yumurtlayarak ürer. Bir dişi hindi ilkbaharda yılda genellikle 1 kez kuluçkaya yatar,  yuvaya 10–15 yumurta bırakır. Kuluçka süresi yaklaşık 4 haftadır. Genellikle 8–12 civciv sağlıklı şekilde yumurtadan çıkar. Yaban hindi ile evcil hindi arasındaki en dikkat çekici fark görünümleri değil, yabani hindinin uçabilmesi, evcil hindinin uçamamasıdır. 



Hindi bizi neden ilgilendiriyor ? Çünkü İngilizcede hindi anlamına gelen “turkey” Türkiye için  kullanılıyor. Bu durum  kimimizi kızdırıyor, kimimizi güldürüyor  ama çoğunluğumuz, ülkemiz ile kümes hayvanı hindi arasında nasıl bir ilişki olabileceğini düşünmüyor.   Peki neden Türkiye’ye “Turkey” deniyor. Bu konuda farklı düşünceler var, hangisi gerçeği yansıtıyor söylemek zor. Aklınıza hangisi yatıyorsa onu önceleyin. Bu görüşleri şöyle özetleyebiliriz: 



  • İngilizcedeki “turkey”,  hindinin “Türkiye üzerinden geldiği” zannedildiği için bu adı almıştır. Nitekim benzer bir yaklaşım Portekizcede hindi demek olan “peru”, kuşun Peru’dan geldiği sanısıyla ortaya çıkmıştır.
  • Fransızcadaki “dinde”, aslında poule d’Inde (Hint tavuğu) ya da cocq de l'Inde (Hint horozu) ifadesinin kısalmış hâlidir.
  • Rusçadaki “индейка “ve benzeri Slav dillerindeki adlar da “Hindistan” anlamındaki kökten türemiştir.
  • Arapçadaki ”ديك رومي “ ise kelime anlamıyla “Rum/Türk horozu” demektir.
  • Daha geniş bir açıklama ise şöyledir: Amerika’dan gelen yabani hindiler  İngiliz halkına "Turkey Merchants" adı ile de bilinen ve İngiltere'nin kendisiyle Osmanlı'nın Levant Bölgesi arasındaki ticareti sağlaması için kurulmuş şirket olan "Levant Company “ adlı şirket tarafından ulaştırılıyordu. Hatta bu sebepten Levantenler, İngilizcede "Turkey merchants" (Hindi tüccarları) olarak da anılırdı. Türkler tarafından getirilen bu yeni kuşun adına da Hint vurgusuna dayanarak  ”Turkey bird “(Türk kuşu) veya “Turkey cock” (Türk horozu) ismini vermiştir.
  • Hollandaca da ise “kalkoen” denilen hindiye, o zamanlar Hollandalı denizcilerin ticaret yaptıkları Hindistan'ın 'Kalikut' limanına atıfla bu isim verilmiştir. Çünkü Hollandalılar da bu kuşun Hindistan'dan geldiğini sanmışlardır. Önceleri “Kalikutse Haan” (Kalikut horozu) sonradan halk ağzında kalkoen şekline dönüşmüştür. Hollandaca’dan bu kelime kuzeydeki Finlandiya, Norveç, İsveç ve Danimarka gibi ülkelerin dillerine geçmiştir. Almancada da önceleri Kalkuhn, sonraları Turkische Hahn (Türk horozu) şimdilerde ise “Truthahn” diye bilinmektedir.

Gördük ki, hindi Türkiye’de bulunan, evcilleştirilen bir kuş değil.   Peki biz neden Türkçede “hindi” diyoruz?  Cevap yine aynı mantığa dayanıyor. Amerika'dan gelen bu kuşa Farsça hatta Arapçada "Hindistan'dan gelen" anlamında  "Hindi" denmiş olmasını, sorgulamadan, kopyacı anlayışla kabullenmiş olmamızdır. 


                                                    


Hindi ile ilgili kullandığımız deyimler azdır,

  • Hindi gibi kabarmak: Gururlanmak, kurumlanmak, büyüklük taslamak veya öfkeyle etrafa gözdağı vermek isteyenlerin durumunu tanımlamak için kullanılır.
  • Hindi gibi düşünmek: Bir hata karşısında çözüm üretmek yerine çaresizce, kendi kendine ve sessizce derin düşüncelere dalmak veya kara kara düşünmek anlamlarına gelir. 
  • Baba hindi: Argo bir tabir olarak, aşırı şişman, yapılı veya etrafa gereksiz bir caka satan kişileri tanımlamak.                                                                      

                                                 

                                                          


Çocukların bir tekerlemesi ile (kabaramazsın, kabaramazsın kel fatma, annen güzel sen çirkin) hangi dilde söylenirse söylensin,  hemen hemen her zaman kabaran (isterseniz siz de deneyin) bir hayvan olarak çocukların sevdiği bir hayvandır. Özellikle İngilizcede hindi üzerinden oluşmuş bazı deyimler ve bunlardan esinlenen özlü ifadeler vardır.

  • “Don’t count your turkeys before they’re hatched.” (Yumurtadan çıkmadan hindileri sayma.) Türkçedeki “Dereyi görmeden paçayı sıvama.” ile benzer anlam taşır.
  • “To talk turkey”. Açık, dürüst ve doğrudan konuşmak. Örneğin: Let’s talk turkey.  “Lafı dolandırmayalım, açık konuşalım.”
  • “Cold turkey”. Bir alışkanlığı (özellikle sigara, alkol veya uyuşturucuyu) bir anda tamamen bırakmak.
  • “Turkey voting for Christmas”.  Kendi zararına olacak bir kararı destekleyen kişi için kullanılır.  Türkçedeki “Kendi ayağına kurşun sıkmak.” anlamına yakındır.
  • “The turkey never voted for Thanksgiving”. “Hindi, Şükran Günü’nü hiç desteklemedi.” Güçsüz olanın karar süreçlerine katılamamasını hicveder.
  • “A proud turkey still ends up on the table”. “Kibirli hindi de sonunda sofraya gelir.” Kibirin sonunun iyi olmadığını anlatan modern bir aforizmadır.

Daha çok Anglosakson literatürde okuduğumuz bazı aforizmalar bilgelik ve yaşam üzerinedir:  “Hindi, kaderini bilmez; insan da çoğu zaman kendi kaderini bilmez.”, “Her sofranın bir kahramanı vardır; bazen kahraman, sofraya gelendir.”, “Gurur, hindinin tüyleri gibidir; uzaktan gösterişli, yakından kırılgandır.”, “En büyük sessizlik, tehlikeyi fark etmeyen hindinin sessizliğidir.”, “İnsan çoğu zaman hindinin kaderine güler; kendi kaderini unuttuğu için.” Mizahi aforizmalar da vardır, örneğin; “Hindi hiçbir zaman takvimi sevmez; özellikle kasım ayını.”, “Herkes Şükran Günü’nü kutlar; hindi hariç.”, “İyimserlik, kasım ayında çiftlikte yaşayan bir hindinin en güçlü özelliğidir.”, “Bir hindinin en kötü alışkanlığı, insanlara fazla güvenmesidir”, “Sürünün en gürültülü hindisi, en bilge olanı değildir”, “Hindi, insanın en cömert olduğu günde en mutsuz canlıdır.”



Edebiyatta hindi ile ilgili roman ve öykülere bakacak olursak, klasik Aesop fabllarında (Ezop Masalları) yer almaz; çünkü Amerika kökenli bir kuştur ve Eski Dünya’da tanınmıyordu.  Hindi üzerine en zengin edebî üretim Şükran Günü (Thanksgiving) ekseninde gelişmiştir.

Hindi üzerine yazılmış önemli edebî eserlerden birisi  Alice Munro’nun  “The Turkey Season” adlı kitabıdır. Öyküde genç bir kız, sonbaharda bir hindi işleme tesisinde çalışmaya başlar. Ancak hikâye aslında hindilerden çok insanlar, sınıf farklılıkları, çalışma hayatı ve büyüme üzerine kuruludur. Hindi burada toplumsal gerçekçiliğin bir simgesine dönüşür. Eve Bunting’in  “A Turkey for Thanksgiving” adlı kitabı çocuk edebiyatının klasiklerinden biridir. Hikâyede bir çiftlik hayvanı, Şükran Günü için bir hindi bulmaya çalışırken, hindinin aslında misafir olacağını sanması üzerine gelişen olaylar anlatılır, mizahi ve dokunaklıdır. Keza “Turkey Trouble”  modern çocuk edebiyatının en tanınmış hindi öykülerindendir. Şükran Günü yaklaşırken hindi, yenmemek (yemek olmamak) için farklı hayvanların kılığına girer. Yazarı Wendi Silvano’dur. “The Great Turkey Walk”  Kathleen Karr’ın tarihî gençlik romanıdır. 1860’larda binlerce hindiyi Amerika boyunca yürütmeye çalışan bir çocuğun macerasını anlatır. Ogden Nash, hindiyi konu alan mizahi kısa şiirler yazmıştır. Hayvanlar üzerine nükteli şiirleriyle tanınır ve hindiyi insan kibriyle ilişkilendirir.

Amerika’da Şükran Gününde, Kasım ayının dördüncü perşembesinde, İngiltere’de daha çok Noel yemeğinde, Türkiye’de ise son yarım asırda yılbaşı gecesinde hindi  yenmesi gelenekselleşmiştir.

Kızılderili mitolojisinde bazı kabileler hindiyi ölülere rehberlik eden bir ruh (psychopomp) olarak görmüş, ölülerini hindi tüylerine sararlarmış. Aztek mitolojisinde Chalchiuhtotolin (yeşim hindi) adında, veba ve büyücülükle ilişkilendirilen ama aynı zamanda şölen ve bereketle bağlantılı bir tanrı varmış. İlginç bir gerçek ise hindiler Kuzey Amerika kökenli oldukları için Avrupa, Asya, Afrika ya da Ortadoğu mitolojilerinde yer almazlar. Hiçbir kutsal kitapta  (İncil, Kuran, Tevrat) ve antik Yunan/Roma efsanelerinde ya da Kelt geleneklerinde adları hiç geçmez.

 


                                kesilmeyi bekleyen yavru hindiler







                                                                                  beyaz hindi








27 Tem 2026

Yaşayan Bir Efsane CEVAT ÇAPAN *




 

Türk edebiyatının yaşayan en seçkin ustalarından birini, şair, çevirmen, denemeci ve akademisyen Cevat Çapan’ı hatırlatmak  istedim. Bu kıymetlere yaşarken saygılarımızı sunmanın değerine inanırım. 1933’te, Darıca’da doğmuş,  Robert Kolej’i 1953’te bitirmiş. Yükseköğrenimini İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nin İngiliz Edebiyatı Bölümü’nde, 1956’da tamamlamış. Bir yıl Londra’da BBC’nin Türkçe Servisi’nde çalışmış. 1960’ta asistan olarak girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde 1968’de doçent, 1975’te profesör olan Cevat Çapan 1971 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nin kuruluşuyla birlikte burada öğretim üyesi olarak görevini sürdürmüş. 1980’de Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Tiyatro Bölümü’ne geçmiş ve burada sonraki adıyla Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nde 1996’ya kadar  çalışmıştır. 1980’den 1996 yılında Yeditepe Üniversitesi’nde kurucu dekanlık yaptığı Fen-Edebiyat Fakültesi'ne İngiliz dili ve edebiyatı bölümünü kurmuş, özellikle Shakespeare üzerine dersler verdiği bu bölümden 2012`de emekli olmuştur.




1952’den itibaren şiir yazmaya başladı, 1959’da ise şiir çevirilerine başladı. İngiliz, İrlanda, Amerikan, İtalyan ve Yunan edebiyatından Türkçe’ye çeviriler yapmıştır. Cevat Çapan’ın adıyla özdeşleşen, uzun yıllar Cumhuriyet Gazetesi kitap ekinde "Şiir Atlası" başlıklı köşesinde yaptığı şiir çevirilerini, 7 ciltte toplayıp “Şiir Atlası” adıyla ile tüm edebiyat dostlarını adeta ödüllendirmiştir. 1980’lerde şiir çalışmalarına yeniden ağırlık vererek şimdiye kadar  14 şiir kitabı yayınlanmıştır. “Dön Güvercin Dön” (1985) adlı ilk şiir kitabıyla 1986 Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü aldı. Son şiir kitabı “Sürgünler Ayrılıklar”ın (2025) dikkat çeken özelliklerinden biri, kitabın içinde yer alan “Yarım Kalmış Bir Şiir Antolojisi” bölümüdür. Bu bölümde Çapan, çağdaşı olan Türk şairlerini şiirsel portrelerle anarak kuşağının şairlerine dostluk ve vefa duygusunu öne çıkarır. Ayrıca 2017’de. Erdal Öz ve Sedat Simavi Edebiyat Ödüllerini, 2018’de Ceyhun Atıf Kansu ve ve Metin Altınok Şiir Ödülünü, 2021’de Yunus Nadi Şiir Ödülünü aldı.


Bu arada bazılarının senaryolarına katkıda bulunduğu bazı filmlerde çok kısa roller alarak sevenlerini muzip sürprizlerle selamladı. Rol aldığı bazı dizi ve filmler arasında “Süper Baba” dizisi (1993) “Eşkiya” filmi (1996), Av Mevsimi (2010) vardır. S.S.Müzesinin, “Yetişkin Eğitimi” programlarında 2018-2019 döneminde  “20. Yüzyıl’da Rusya’da Yenilikçi Edebiyat” temalı derslerindeki  “Anton Cehov, Anna Akhmatova, Osip Mandelstam, Vladimir Mayakovsky, Vsevolod Meyerhold, Boris Pasternak” okumaları hafızalarda yer etmiştir.


Şair kimliğinin yanında asıl öne çıkan yönü çevirmen kimliğidir. Cevat Çapan, yarım yüzyılı aşan edebiyat yolculuğunda yalnızca nitelikli şiirler yazmakla kalmamış; dünya şiirinin ve edebiyatının en önemli seslerini büyük bir ustalıkla Türkçeye kazandırarak kültürler arasında kalıcı köprüler kurmuştur. Çapan, çeviriyi sadece dilbilgisi meselesi olarak görmüyordu, çevirinin, çevrilen dilin kültürüne ve  dünyasına nüfuz etmeyi gerektirdiğini, aksi halde çevirinin aslından çok şey kaybedeceğini savunur. Antolojist olarak da çok üretkendir. Çağdaş Yunan, İngiliz ve Amerikan şiiri antolojileri  ile “Çin’den Peru’ya” gibi dünya şiirinden derlemeler yapmıştır. Cevat Çapan’ın edebiyat dışındaki sanat dallarıyla ilişkisi de oldukça zengindir, özellikle tiyatro ve sinema/TV alanlarında belirgin bir varlık göstermiştir. “Bir Sahnedir Dünya” adlı belgesel senaryosuyla Anadolu’daki antik medeniyetlerin izlerini tiyatrolar üzerinden anlattı. tiyatro onun akademik kariyerinin de merkezinde yer aldı.





Cevat Çapan’ın bu çok yönlülüğü, edebiyatı sahne sanatları, görsel kültür ve akademik bir bütün olarak değerlendirdiğini gösteriyor. Başka bir tanımla aydın ve akademik kimliğini  tek bir sanat dalına hapsetmiyor. Akademisyen kimliği ve kişiliği tüm tevazusuna karşın çok zengin ve üst seviyededir. Cevat Çapan’ın “Shakespeare’den Musikimize…” başlıklı  makalesinde Shakespeare’in dizeleriyle alaturka şarkı sözleri arasındaki benzerlikleri bulması  ilginçtir. Her ne kadar kendisini başarılı bulmasa da gençliğinde “santur” dersleri aldığını ve amatörce çaldığını biliyoruz.


Edebiyatın evrensel diline duyduğu sarsılmaz inanç, farklı coğrafyaların seslerini Türkçede buluşturan çeviri ustalığı ve şiirinde koruduğu insani sıcaklık, Cevat Çapan’a çağdaş edebiyatımız içinde seçkin ve kalıcı bir yer kazandırmıştır. O, şiirin yalnızca sözcüklerden değil; hafızadan, vicdandan, kültürden ve yaşama sevincinden kurulduğunu bize hatırlatan büyük bir edebiyat insanıdır. Onun şiiri, gösterişten uzak ama derinlikli bir söyleyişle; belleği, zamanı, doğayı, dostluğu, yolculuğu ve insan olmanın ortak hallerini zarif bir duyarlılıkla dile getirir.  Cevat Çapan’ın şiirlerinde deniz, yolculuk, kuşlar, eski kentler, çocukluk anıları, dost sofraları (Sabahattin Eyuboğlu’nun evindeki Pazartesi toplantıları, Todori’deki Perşembe ictimaları gibi), vazgeçilmez öğeler olarak görülmektedir. Şiirin sözlü geleneğine önem vermiş; şiir okumaları ve dinletilerine katılmıştır.



Denemeleri, seçkileri ve editoryal çalışmalarıyla okuma kültürünün gelişmesine katkıda bulunmuş; akademisyen kimliğiyle yetiştirdiği kuşaklara yalnızca edebiyat bilgisini değil, eleştirel düşünmeyi, estetik duyarlılığı ve dünya kültürlerine açık olmayı da aşılamış bir kültür çınarıdır. Bu yönüyle Cevat Çapan, yalnızca değerli bir şair değil; farklı kültürler arasında köprü kuran, Türkçenin ifade olanaklarını genişleten ve çağdaş sanatın evrensel değerlerini ülkemizde yaşatan örnek bir edebiyat ve kültür insanıdır. Onun mirası, yazdığı şiirlerde olduğu kadar yetiştirdiği insanlarda, çevirdiği eserlerde ve edebiyatımıza kazandırdığı çoğulcu, evrensel bakışta yaşamaya devam etmektedir. Akademik üretimiyle olduğu kadar yetiştirdiği kuşaklarla da iz bırakan Cevat Çapan, insanlığı ve entelektüel zarafetiyle de örnek gösterilen seçkin bir akademisyendir.



Karşılaştırmalı edebiyat anlayışını merkeze alan yaklaşımıyla, öğrencilerini farklı dillerin ve kültürlerin edebiyatlarıyla buluşturmuş; eleştirel düşünmeyi, estetik duyarlılığı ve özgür yorum yapabilme becerisini teşvik etmiştir. Derslerinde ve akademik çalışmalarında edebiyatı tarih, felsefe, sanat ve toplumsal yaşamla birlikte ele alarak disiplinlerarası bir bakış açısının yerleşmesine önemli katkılar sağlamıştır.


Cevat Çapan, özel yaşamını kamuoyunun önünde yaşamayı tercih etmeyen, gösterişten uzak, sade ve disiplinli bir yaşam sürmeyi tercih eden, günlük yaşamın küçük ayrıntılarından, dostluklardan ve doğadan beslenen bir sanat anlayışına sahiptir. 68 çeviri kitabı, 15 şiir antolojisi, 2 inceleme, 1 eleştiri, 1 efsane, 1 çocuk romanı, 1 senaryo, 14 kendi şiirlerinden oluşan kitaplarıyla bir atom karıncadır o. 

Öğrencileriyle ve genç şairlerle yakın ilişki kuran, onları teşvik eden, paylaşımcı ve  rekabetten çok dayanışmayı önemseyen alçakgönüllü, zarif, nüktedan ve cömert bir hoca olan Cevat Çapan’ı eksikliklerimle de olsa hatırlamak ve hatırlatmaktan onur duyuyorum. 


*9 Temmuz 2006'da Oggito portalinde yayınlandı.