Sayfalar

29 Tem 2013

DATÇA VE SOKAK KÖPEKLERİ



Datça denilince akla sakin yaşantısı ve  rüzgarı ile şirin bir deniz kasabası, bir tatil beldesi akla geliyor, bir de burada son 15 yılını geçirip Datça’yı kendisine cennet mekan eyleyen Can Yücel tabii ki. Biraz ilgi duyarsanız bu yöreye bademini, kekiğini, bakir koylarını ve  Knidos antik kenti harabelerini de hemen  hafızanıza kaydedersiniz. Gerçekten belki ulaşım sorunundan, belki  de  gürültüden uzak ve gece hayatı olmayan bir dinlenme yeri  olmasından dolayı henüz yapısal görüntüsüyle, yaşantısıyla özgün yapısını kaybetmemiş bir yer Datça. Yapılaşmamış kıyıları, halka açık upuzun sahilleri, tertemiz bir denizi  ile insanı sarıveren bir ilçe. Halkı konuksever ve güleryüzlü, gelenleri  kandırmak yerine memnun etmek ilkesine özen gösteren bir halk, para kazanma hırsları yüksek değil,  bir de konuşmalarını anlayabilsem… Antik Karya lisanının sert ve kaba etkisinin  yöre insanının konuşmasına yansıdığını iddia eden bilim insanları var.  Malum buralar önce Karya’lılar, sonra Dor’lar, Pers’ler ve diğer Anadolu Devletlerinin egemenliğinde kalmış. Karya lisanının henüz çözümlenememiş az sayıdaki Anadolu dillerinden birisi olduğunu bir dip not olarak belirtelim. Havası muhteşem, nem yok denecek kadar az, rüzgarı bazen İzmir meltem rüzgarını andırıyor, her daim insanı rahatlatıyor. Datça hakkında turizme ilişkin ayrıntılı tanıtımlara, yukarıda yazdıklarıma benzer bilgilere kolayca ulaşılabilir. Ben Datça’nın pek yazılmayan bir özelliğine vurgu yapmak istiyorum, sokak köpeklerine.



Datça sokak köpekleri için bir cennet, özgürce dolaşıyorlar, halk onlara karşı çok sevecen, adeta içlerinden biri gibi davranıyorlar. Ne taş atan var, ne hoşt  çeken.  Renk renk , boy boy köpekler sokaklarda, sahilde  bir baştan bir başa dolaşıyorlar. Aralarında “cins köpek” denilen pet shoplarda satılan veya  evde bakılan köpekler de azımsanmayacak sayıda yer alıyor. Yaz için gelen vicdansız ve düşüncesiz insanların beraberinde getirdikleri ancak giderken bıraktıkları köpekler bu grubu oluşturuyor. İlk dikkati çeken hepsinin sosyal yaşama uyumları, çok beyefendiler, çok hanımefendiler, arsızlıkları yok, havlamaları yok, sahilde uyuyorlar, sokakta piyasa yapıyorlar, istenmediklerini anladıklarında başka yöne gidiyorlar, insanlarla birlikte yürüyorlar, hatta denize giriyorlar. Gerçi bazı titiz vatandaşlar “mavi bayraklı plajlarda” bu durumu protesto ediyor gibi olsalar da sayıları çok azınlıkta kalıyor. Hem plajlarda mavi bayrak bulunmasının kriterleri arasında köpeklerin denize girmemesi diye bir durum da yok zaten. Köpeklerin adları kulak numaraları, örneğin  biz köpek 156 ile çok dost olduk, bazılarının özel adı da var, “Kont, Badem” gibi. Belediye’nin sokak köpeklerini kısırlaştırma ve onları doğanın bir parçası olarak kabul etme konusunda başarılı olduğu açık.


Datça’da köpeklere karşı bir “pozitif ayrımcılık” seziliyor, en azından kedilere karşı. Kışın yiyecek bulamayanların telef olduklarını duymak üzücü, daha çok bırakılan köpekler bu üzücü sona uğruyorlarmış. Ancak yaz dönemi sayılan Mayıs-Kasım arasında sekiz ay çok keyifli oldukları anlatılıyor.   Bütün bu gördüklerim ve duyduklarımdan  sonra İstanbul’daki sokak köpeklerini düşündüm. Hani , Mark Twain’in 1867’de İstanbul’u ziyareti sırasında yazdığı “ hayatımda hiç bu kadar kalbi kırık ve mahzun bakışlı sokak köpekleri görmedim” dediği köpekleri. Hani,  II. Meşrutiyet’ten sonra insanlara verilen  birazcık özgürlüğün  kendilerinden çalınmış olduğu sokak köpekleri.  Ne mi demek istiyorum ? 1910 yılında 80 bin sokak köpeğinin ölüme gönderilmek üzere Hayırsızada’ya sürgün edilmelerinden bahsediyorum.  Açlıktan ve susuzluktan ölen, bilinçlerini kaybederek birbirlerini yedikleri, inlemelerinin İstanbul sahillerinden bile duyulduğu katledilen o güzelim köpeklerden bahsediyorum. Zehirli etlerle öldürülen, pompalı tüfekle vurulan,  hatta üzerlerine benzin dökülerek yakılan Hayırsızada katliamından farksız  bir sonla karşılaşan günümüz sokak köpeklerinden bahsediyorum.  Halen çok kötü koşullarda bile olsa barınaklarda yaşayan, bir sahip bekleyen, en azından zehirlenerek öldürülme riskinden uzak olan köpekler için neredeyse şükür duasına çıktığım sokak köpeklerinden bahsediyorum.


İnanın biraz vakit ayırıp biraz sevgi verin size direnecek hiçbir sokak köpeği bulamazsınız. Başlarını okşamanız yeter, sevgiyle bakın, yumuşak bir sesle çağırın, onlar sizin artık ilelebet dostunuz olur. Köpek sevgisinin anlayışa ve hoşgörüye karıştığı Datça hem doğası  hem de doğa dostlarıyla ayrıcalıklı bir yer. Sahilde köpek 156’yı görürseniz benim için de kafasını okşayın…






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder