Sayfalar

12 Haz 2026

ŞİİRLERDE KÖPEK











Yazmaya, iyi hissetmeye devam… Köpek, dost, arkadaş, hatta yoldaş. Argos ile bunu yaşamıştım. Benim hislerime yakın düşünen ve şiirle duygularını anlatanlara dair yazdım bugün. 

Nazım Hikmet ile başlayalım. Rusya’nın soğuna karşın onun sıcak tüylerine yaslanan Nazım köpeği “Şeytan”ın ölümüne dayanamaz, bir ay sokağa çıkmaz ve hatta o süre içinde yıkanmaz. Ardından da ağlayarak 1956 yılında, “Şeytan’a Mersiye” adında bir de şiir yazar.” Şiirde köpeğine duyduğu sevgi, suçluluk ve dostluk duygusunu çok insani bir dille anlatır Nazım.

 

 

ŞEYTANA MERSİYE

 

Köpeğimin adı Şeytan’dı

(dı)lık adıyla ilgili değil,

Adına bir şey olmadı.

Adına benzemezdi de

Şeytanlar zalim olur,

Zalimler: yalancı ve kurnaz,

Ama zalimler akıllı olamaz.

Köpeğim akıllıydı.

Biraz da ben öldürdüm köpeğimi,

Bakmasını bilemedim.

Bakmasını bilemezsen

Ağaç bile dikme.

Elinde kuruyan ağaç

Dert olur insana.

Yüzmek suda öğrenilir, diyeceksin.

Doğru.

Boğulursan

Bir sen boğulursun ama.

Kaç sabahtır uyanıyorum,

Dinliyorum ortalığı,

Kapımı tırmalayan yok.

Ağlamak geliyor içimden,

Ağlayamadığım için utanıyorum.

İnsan gibiydi.

Hayvanların çoğu insan gibidir,

Hem de iyi insan gibi.

Kalın boynu kıldan inceydi dostluğun buyruğunda.

Hürriyeti, dişleriyle bacaklarındaydı,

Nezaketi, tüylü uzun kuyruğunda.

Göresim gelirdi birbirimizi.

En büyük işlerden konuşurdu:

Açlıktan, tokluktan, sevdalardan.

Ama bilmedi sıla hasretini.

Benim başımda o iş.

Şairi cennete koymuşlar

Ah, memleketim! demiş.

Öldü,

Bu dünyada nasıl ölünürse,

İnsan olsun, hayvan olsun, bitki olsun,

Döşekte, toprakta, havada, suda,

Ansızın, bekleyerek, uykuda,

Bu dünyada nasıl ölünürse,

Nasıl öleceksem,

Nasıl öleceksek

Bu gün gölgede otuz sekiz.

Ormana bakıyorum balkondan,

Çamlar ince uzun yükseliyor kıpkırmızı,

Gökyüzü çelik mavisi.

Köpeklerin dili bir karış,

Göle gidiyorlar yıkanmaya.

Kıyıda bırakacaklar vücutlarının ağırlığını,

Balıkların bahtiyarlığını paylaşacaklar.

 

Nazım Hikmet

 

 

 

Nazım Hikmet’in dostu Şili’li şair Pablo Neruda da benzer duyarlılıktadır ve ölen köpeğiyle o da aşağıdaki şiiri ile vedalaşmıştır.

 

Bir Köpek Öldü

Köpeğim öldü.

Bahçeye gömdüm onu

paslı eski bir makinanın yanına.

Orada, ne aşağıda

ne yukarıda,

bir gün katılacağım ben de ona.

Ama şimdilik o göçüp gitti, uzun tüyleri

kötü huyları ve soğuk burnuyla.

Ve ben, şu materyalist, hani inanmayan

gökte söz verilmiş bir cennete

hiçbir insan evladı için,

inanıyorum hiçbir zaman girmeyeceğim bir cennete.

Evet, inanıyorum bahşedilmiş bir cennete köpekgillere

dostlukla pervane kuyruğunu sallayarak

köpeğimin gelişimi beklediği o yere.

Ay, dünyadaki üzüntüsünden bahsetmeyeceğim,

asla süfli olmayan

bir yol arkadaşını kaybetmenin.

Onun bana yakınlığı bir kirpininki gibiydi.

Kendi başına buyruk,

dostluğu gibi özgür bir yıldızın ta uzaktan

gerektiğinden fazla yakınlık sunmayan

abartısız:

hiç tırmanmadı kıyafetlerimin tepesine

kaplamadı beni hiç tüyleriyle,

kaşınmadım uyuzuyla,

hiç sürtünmedi dizime

kızışmış diğer köpekler gibi.

Hayır, köpeğim bakardı bana uzun uzun,

gösterirdi ihtiyacım olan ilgiyi

anlaması için benim gibi kibirli birinin

bir köpek olarak onun boşa harcadığını vaktini,

ama benimkinden saf gözleriyle

devam ederdi bakmaya bana uzun uzun

sadece bana ayrılmış bakışlarıyla

tüm o tatlı, o tüylü,

o sessiz hayatı boyunca,

her zaman yanımdaydı, asla dert olmadan bana

ve talep etmeden hiçbir şey.

Ay, ne çok istedim benim de olsun bir kuyruğum

yürürken onunla beraber deniz kıyısında,

buzul kuşlarının gökyüzünü doldurduğu,

büyük yalnızlığıyla

Isla Negranın kışında

ve benim tüylü köpeğim koşuyordu oraya buraya

Denizin enerjisiyle dolu:

Dolaşıp duran köpeğim benim, koklayarak sağı solu

Sarışın kuyruğu dimdik havada

Yüz yüze okyanusun sıçrayan dalgalarıyla

Neşeli, neşeli, neşeli

mutlu sadece köpeklerin nasılını bildiği,

katıksız, o utançsız ruhlarının

mümkün kıldığı gibi.

Ölmüş olan köpeğim için elvedalar yok.

Ve yalan yok hiç aramızda

Gitti artık ve gömdüm ben onu

ve işte bütün olay bu.

 

Pablo Neruda

                                                         Çeviren: Burcu Alkan  (parsomen.org)

 

 

 

Rudyard Kipling  “köpek sevmenin” bizlere neye mal olacağını bilmemizi istiyor ve “neden yüreğimizi bir köpeğe veririz parçalaması için?” sorusunu kendisi yanıtlıyor. Hem uyarı hem itiraf. 1909’da yazdığı şiir:


 


Köpeğin Gücü

 

Hayattan zaten yeter kadar acı gelir bize,

İnsanlardan, kadınlardan dolar her günümüz;

Acının kesin olduğunu bilirken önceden,

Neden hep daha fazlasını çekeriz?

Kardeşlerim, size bir uyarım var:

Yüreğinizi bir köpeğe vermeyin parçalaması için.

 

Bir yavru alın, paranızla satın alırsınız

Asla yalan söyleyemeyen, sarsılmaz bir sevgiyi —

Bir tekmeyle de, başını okşamayla da

Aynı tutkuyla, aynı tapınmayla karşılık verir.

Yine de haksızlık değil mi biraz

Yüreğinizi bir köpeğe vermek parçalaması için?

 

Doğanın tanıdığı on dört yıl dolduğunda

Astım, ur ya da nöbetle kapandığında günler,

Ve veterinerin söze dökülmemiş reçetesi

Ölüm iğnesine ya da dolu silaha döndüğünde —

O zaman anlarsınız ne demekmiş

Yüreğinizi bir köpeğe vermek parçalaması için.

 

Uyuduğu odada, küçük yatağında,

Kaç yıl önce aldığınız o küçük yatakta —

Issızca yatacak orada, soğuk ve hareketsiz,

Sizi beklemeksizin, sizden habersiz.

İşte o zaman anlarsınız bedelini

Yüreğinizi bir köpeğe vermenin parçalaması için.

 

Kardeşlerim ve Kız Kardeşlerim, size diyorum:

Bu borcu almamanızı, bu acıdan kaçmanızı —

Ama almayacak mısınız? Alacaksınız yine de.

Köpeğin gücü budur işte.

Yüz kat faizle geri ödenecek bu sevgi,

Kısa vadeli ödünç, uzun vadeli yas —

Peki neden — cennette bile olsa —

Yüreğimizi bir köpeğe veririz parçalaması için?

 

Rudyard Kipling, - 1909

(Türkçesi: Claude)

 


 

 Ataol Behramoğlu, Ekim 1985’de , Paris’te şu dizeleri karalıyor.



 

Akşamüstü Bir Kahvede

 

Akşamüstü bir kahvede

Bira içtim birkaç bardak

Gazeteden yoruldukça

Gelip geçene bakarak

 

Kahvenin müşterileri

İçerdeydi daha fazla

Camlı terasta idim ben

Çıkıntı yapan sokağa

 

Sevimsiz bir kocakarı

Torununu azarladı

Bir köpek geldi içerden

Camdan dışarıya baktı

 

Salınarak geçip gitti

Genç bir anne çocuğuyla

Kasketli iki müşteri

Bir şey konuştu patronla

 

Biraz sonra geldi köpek

Baktı yine aynı yere

Tıraş edilmiş yüzünde

Kederle ve ciddiyetle

 

Kocakarı torununu

Azarladı bir kez daha

Karıştı iki kasketli

Akşamın ıssızlığına

 

Köpek yine gelip baktı

Camdan ve hep aynı yere

Yüzünde aynı ciddiyet

Ve gözlerinde kederle

 

Kocakarı içkisini

Bitirmiş olmalıydı ki

Çıkıp gitti torunuyla

Biri bir kahve söyledi

 

Az önceki anne çocuk

Döndüler elde ekmekle

Köpek yine gelip baktı

Camdan ve hep aynı yere

 

Bakıyor birkaç saniye

İçeriye dönüyor ve

Geliyordu çok geçmeden

Bakmak için aynı yere

 

Koyulaşırken gitgide

Usul ve yumuşak akşam

Eğildim ben de yavaşça

Baktım köpeğin ardından

 

Uzuyordu bomboş sokak

Gelip giden azalmıştı

Parketmiş birkaç araba

Ve akşamın ıssızlığı

 

Eğilip bir daha baktım

Belirgin hiçbir şey yoktu

Köpek ise arada bir

Gelip bakıp dönüyordu

 

Ben de bu notları aldım

Bir şiir yazarım diye

Yaşamın anlamsızlığı

Ve ciddiyeti üstüne

 

Ataol Behramoğlu

 

 

Neyzen Tevfik Abdülhamid istibdatından Mısır’a kaçınca Kahire’de beş parasız sokakta kalmış, bir Bektaşi tekkesine sığınmış. Ağzında ekmek olan bir köpek gelir yanına. Neyzen açlığın tesiriyle köpeğin ağzından ekmeği kapıverir. Fakat sonra dayanamaz ve ekmeğin yarısını köpeğe iade eder. Neyzen ”köpek  herhalde aramızda bir fark olmadığını düşünmüş olacak ki korkuyu atlattı ve ekmeği yemeye başladı”. İşte yarı kavga yarı lokma paylaşmak suretinde başlayan bu ilişki çok sadık ve sağlam bir dostluğun temeli olmuş. Neyzen köpeğin adını Ashab-ı kehf’ten yani yedi uyuyanlardan birinin adı olan Mernuş koymuş ve yanından hiç ayırmamış. 

Neyzen Mısır’da iken paraya sıkıştığında Mernuş ‘u satar, köpek kısa bir süre sonra kaçarak Neyzen’e geri döner Neyzen tekrar satar köpek tekrar kaçar gelirmiş. Böylelikle hem yiyecek hem de içki parasını temin edermiş bizimkisi. Neyzen Mernuş’u son olarak Mısır’dan İstanbul’a dönecekken, vapur bileti alabilmek için satmış. Vapurda köpeği bekliyor, gecikmiş tam ümidini kesmek ve vapur da kalkmak üzereyken bir havlama sesi… Biliyordum geleceğini diyor Neyzen…

Aşağıda şiiri köpeği Mernuş’un ölümü üzerine yazmıştır Neyzen…

 

 Mernuş

 

Bu engin ayrılık canıma yetti,

Başımdan aşıyor kederim Mernuş,

Bu yolda yazılmış fermanı kaza,

Bunu da gösterdi kaderim Mernuş.

Bağlanmıştım bütün kalbimle sana,

Şu fani cihanı okuttun bana.

Sen göçtükten sonra ben yana yana

Hicranla gözyaşı dökerim Mernuş.

Bu yolda cahilim, bildiğim kısa,

Sen girdin toprağa ben düştüm yasa.

Haklı haksız hatırını kırdımsa

Affet günahımı beşerim Mernuş

 

Neyzen Tevfik

 

(https://www.yenivatan.at/neyzen-tevfik-ve-koepegi-mernus/ )

 

Can Yücel'in bizzat kendi yazdığı, sadece "köpek" konusuna odaklanan müstakil bir şiiri yoktur. Ancak "Gitmek" adlı meşhur şiirinde bir köpekle olan bağını anlattığı etkileyici dizeler bulunur

 

Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben…

Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.

Değil bu şehirden gitmek,

İki sokak öteye taşınamıyorum.


 


 

Can Yücel’in aksine Cemal Süreya nedense olumsuzluk yüklemiş köpeğe aşağıdaki dizelerinde, bunu o anki ruh durumuna bağlıyorum, insanı seven köpeği sevmez mi hiç…

 

Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya

Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki.



 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder