Sayfalar

3 Tem 2026

Onkolojik Hastalıkların Sanatsal Temsili ve Kanserin Kültürel Halleri



 



Onkolojik Hastalıkların Sanatsal Temsili ve

Kanserin Kültürel Halleri



Kanser ile sanat ilişkisini en kapsamlı biçimde inceleyen alanlar bugün tıpta insan bilimleri (Medical Humanities), müzik terapisisanat terapisi ve hasta anlatıları (illness narratives) araştırmalarıdır. Onkolojide kavram olarak “sanat” hem yaratıcılıkta hem tedavide  yaygın olarak yer almaktadır. Sanatçı ve hekim arasında bir empati köprüsü kurulur bu köprüden kanser hastaları huzur ve umutla geçerler. Kanserin kültürel hallerini tarihi olarak mitolojiden alarak günümüz modern sanatlarına kadar toparlamak hem hastalara hem onkologlara yararlı olacaktır diye düşünüyorum. Bir sonraki  yazıda sadece “onkolojide sanat ile tedaviye destek veya kanser tedavisinde sanatın yeri” konusunu işleyeceğim.

 

*Mitoloji ve Kanser*

 

Kanser yalnızca biyolojik bir hastalık değil, iki bin yılı aşkın süredir değişen görsel ve sembolik anlamlar taşıyan kültürel bir imgedir. Kanser ve mitoloji arasındaki ilişkiyi, antik çağ efsaneleriyle, edebiyat ile ilişkisini ise daha yakın tarihlerle birlikte değerlendirerek günümüz modern tıbbının kesiştiği noktalarla anlatmak istiyorum. Onkoloji, mitoloji ve sanat ile düşündüğümüzden daha yakın ilişki içindedirler. Tabii böyle olunca kanserin dolayısıyla onkolojinin kökenlerini de Antik Yunan ve Roma efsanelerinde aramakla başlıyoruz.



Kanserle  doğrudan ilgilenen tıp dalı olan “onkoloji” ismi “oncos” (şişlik) ve “logos” (bilim) sözcüklerinin birleşmesinden oluşur. "Kanser" ise eski Yunanca yengeç anlamına gelen “karkinos kelimesinden türemiştir. Çünkü Antik çağ hekimlerinden Kos’lu Hipokrat, gözlemlediği tümörleri sert bir merkez ile etrafa yayılan kollara sahip bir   yengece benzetmiştir ve "karkinos" kelimesini bu tür hastalıklar için kullanmıştır. Daha sonra Romalı hekim Celsus bunu Latinceye "cancer" (yengeç) olarak çevirmiştir. Bergama’lı Galen ise vücuttaki bazı şişliklerin yani tümöral oluşumların tıpkı bir yengecin kabuğu ve kıskaçları gibi sert ve yapışık bir görüntü sergilediğini gözlemlemiş böylece aynı terimi kullanmaya devam etmiştir.

Mitolojik hikayede yengeç (karkinos) ise Herkül'ün (Herakles) Hydra ile olan efsanevi savaşına dayanır. Yunan mitolojisinde Herkül, çok başlı yılan Hydra ile savaşırken, Hera tarafından gönderilen dev bir yengeç (karkinos), Herkül'ün ayağını ısırır. Isırılan yer şişer, Herkül ayağındaki yengeci ezip öldürür, bu çaba mitolojide yengeç ile tümörler arasında güçlü bir alegori ortaya çıkarır. Tümörün oluşumu ve onu oluşturanın yok edilmesi ile (yengecin ezilmesi) hastalığın kontrol altına alınması, o dönem için dolaylı bir anlatım ifade etmektedir. Sonuç olarak “kanser” kelimesi etimolojik olarak  yengeçten (karkinos) gelmektedir.


 


Ancak efsaneler çok renklidir, buradaki mitolojik hikayede yengeç, Herkül’ün - Herakles-  “On İki Görevi” öyküsünün ikincisinde karşımıza çıkar. Hikaye şöyledir; Tiryns kralı Eurystheus, Herkül’ü,  Hydra’yı öldürmesi için gönderir. Zeus’un eşi ve Olimpos’un tanrıçası Hera’nın sırf Herkül’ü öldürmek için yetiştirdiği Hydra, Lerna bataklığında yaşayan devasa ve zehirli çok başlı canavardır. Herkül ile Hydra  savaşırken, tanrıça Hera, Herakles'i sevmediği için ona bir yengeç yollar. Yengeç, Herakles’in ayağını ısırır fakat Herakles tarafından anında ezilerek öldürülür, yengeç yani kanser Herakles’e ciddi bir zarar veremeyen, tek hamlede yok edilen zayıf bir figür olarak kalmış görülüyor. Ancak gerçek hayatta bu anlatı keşke mitolojik hikayede olduğu gibi kolay olsaydı, bunu gerçekleştirmek için günümüzde onkoloji bilimi dev adımlarla ilerlemektedir. Her ne kadar kanser adı doğrudan yengeçten gelse de, kanser metaforuna esas benzeyen Hydra’dır, hastalığın biyolojik yapısı yengeçten çok Hydra’ya benzer, çünkü bataklıkta yaşamakta, batıp yeniden ortaya çıkmakta, kılıçla kolu-başı kesilirse bile yeniden hem de çoğalarak çıkmaktadır. Hastalığın vücuda yayılması ve kesilen her başının yerine yenisinin çıkması kanser hücrelerinin kontrolsüz çoğalması / tekrarlamasını çağrıştırır. Ama efsaneler asırlardır sürmekte,  bu nedenle biz de “karkinos-yengeç” mitine sadık kalalım.

 

                                 

Heracles & Hydra &Karkinus, (Louvre Müzesi, Paris, Attika siyah vazo, MÖ 500-480). Herakles, Hydra ile savaşıyor. Dev bir yengeç kıskaçlarıyla kahramanı ısırmaya çalışır.

 

Efsane bu ya, sonunda Hera hem Hydra’yı hem de Herakles’in (Herkül) ayağının altında kalarak ezilen yengeci hizmetlerinden dolayı burçlar kuşağına koyarak ödüllendirir. Bir başka deyişle Hydra ve Yengeç gökyüzünde takımyıldızlarına dönüşür. Bu nedenle yengeç daha sonra göksel bir sembole dönüşür. Orta Çağ boyunca hatta Rönesans’ta, yengeç figürü astrolojik el yazmalarında, takvimlerde ve Zodyak tasvirlerinde varlığını sürdürmüştür, doğrudan hastalığı temsil etmese de kültürel bellekte yaşamaya devam etmiştir. 17. yüzyılda Barok Sanatında doğrudan kanser imgesi görülmez ancak bu dönemin önemli temalarından biri  vanitas” kavramıdır. Kafatasları, solmuş çiçekler ve kum saatleri imgeleri ile insan yaşamının geçiciliğini simgelemekte ve ölümcül hastalıkların yarattığı varoluşsal kaygı güçlü biçimde hissedilmektedir.


 

                             Astrolojide Yengeç Takımyıldızı Kullanımı

Güncel tıbbi yaklaşımlarda da bu mitlere öykünerek kanserle savaş kavramı sosyolojik bir metafor olarak da karşımıza çıkar. Kanserden bahsederken hep askeri terimler kullanır: "kanserle savaşmak", "tümörü alt etmek", "amansız düşman". Onkoloji terminolojisinde "kanserle savaş", "tümörü yenmek" gibi ifadeler, antik kahramanlık mitlerinden ve Herkül'ün mücadelelerinden beslenen kültürel bir savaş anlatısıdır.  Onkolojide sanatsal yaklaşımın amacı ise kanserin dışarıdan gelen bir virüs veya düşman olmadığını, kendi hücrelerimizin anarşisi olduğunu hatırlatarak, anarşiyi önlemek için çalışıldığını anlatmak ve “çaresiz” değilsiniz,  “çare sizsiniz” demektir.  “Tıbbın Askeri Deyimlerle İstilası” başlıklı yazımda (*) ayrıntılı olarak belirttiğim gibi kanserin tedavisinde ana kavram  ”savaş” olmuştur, halbuki  bu konuda barış içinde mucizevi gelişmeler olmaktadır.

 

                                            

                                              

                                               Bilinen en eski Karkinos-Hercules-Hydra çizimi (Atina Arkeoloji Müzesi)

Organ veya dokuda anormal hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalması ve çoğalan bu hücrelerin birikerek tümörü meydana getirmesi ile kötü huylu (malign) kanser oluştuğunu hatırlatarak kanserin aslında çok eski bir hastalık olduğunu da vurgulamak gerekir. Güney Afrika’da Swartkrans arkeolojik alanında bulunan ve yaklaşık olarak 1.7 milyon yıl öncesine tarihlenen “hominin fosiline” ait bir ayak kemiğinde kötü huylu kanserin kesin kanıtları bulundu (**). Ancak teknolojik ilerlemelerle tanı yöntemlerinin çok gelişmesi, insan ömrünün uzaması, günümüzde kanseri hastalıklar arasında üst sıralara çıkarmıştır, yaşadığımız yüzyılda kanserle bu kadar içli-dışlı olmamız bundandır, yeni bir hastalık olduğundan değil.

Kanser imgesinin yaklaşık 2500 yıllık imgesel dönüşümü şu şekilde özetlenebilir: Antik Çağdaki yengeçten 21. yüzyılda hücre ve genoma varış.

 

 

*Edebiyat ve Kanser*

 

Öncelikle sanat, tıbbın dilini güzelleştirip zarifleştirerek insanı korkusuyla barıştırır. Kanser teması özellikle 20. ve 21. yüzyılda sanatın önemli konularından biri hâline gelmiştir, en çok da edebiyatta kendisini göstermektedir. Bunlardan bazı örnekleri hatırlayalım.

Tüm Hastalıkların Şahı” adıyla Türkçe basılan “The Emperor of All Maladies: A Biography of Cancer adlı kitabın yazarı Hindistan doğumlu bir Amerikalı doktor olan Siddhartha Mukherjee’dir. Pulitzer ödüllü yazarın edebi dille yazdığı bu kitabı “kanserin biyografisi” olarak tanımlanmaktadır. Antik çağlardan günümüze kanserin tıbbi tarihini anlatır. Mitolojik göndermelerden modern moleküler onkolojiye kadar oldukça geniş bir anlatımı vardır. 2010 yılında yayınlanmıştır.

                                              


Son Nefes Havaya Karışmadan” başlığıyla Türkçe çevirisi yapılan “When Breath Becomes Air”, Amerikalı beyin cerrahı Paul Kalanithi tarafından yazılmış, kurgusal olmayan bir otobiyografik kitaptır. Hayatı ve IV. evre metastatik akciğer kanseriyle mücadelesini anlatan bir anı kitabıdır. Ölümünden sonra 2016'da yayınlanmıştır.

                             

Aynı Yıldızın Altında - John Green , (The Fault in Our Stars), 2012. Kanserle yaşayan iki gencin aşkını ve ölüm karşısındaki varoluşsal sorularını işler.

                                                  

Parlak Saat - Nina Riggs, (The Bright Hour) . Metastatik meme kanseriyle yaşayan bir şairin yaşamı üzerine anı-roman niteliğinde bir eserdir. Henüz  Türkçe’ye çevrilmedi.

                                                 

Kanseri Yenenler Kulubü” (The Cancer Survivor Club)  kendisi de “kanseri yenmiş” bir kişi olan Chris Geiger’ın derlediği, kansere kafa tutan ve onu yenen insanların bu zorlu hastalığa meydan okuma hikâyelerinin yer aldığı çok ilgi çeken bir kitap 2016’da yayınlandı.

                            


Bir Metafor Olarak Hastalık” (Illness as a Metaphor) adlı muhteşem kitabında Susan Sontag, hastalıkların kültürel ve sanatsal temsilini incelemiştir. Kanserin toplum tarafından nasıl bir metafora dönüştürüldüğünü analiz eder. Kanser hastalığı için spesifik değildir. Keza “Başkalarının Acısına Bakmak” (Regarding the Pain of Others) adlı kitabı da, acı, hastalık ve bedenin görsel temsilleri üzerine düşünmek için önemli bir kaynaktır. Her iki kitap da kanseri doğrudan odaklarına almamıştır ancak çok ilgilidirler. Susan Sontag, hastalıklara biyolojik gerçekliklerinden çok kültürel anlamlar yüklenildiğini savunur. Ona göre kanser uzun süre “gizli düşman” , ”iç savaş” , işgalci güç” , ”sessiz katil” gibi metaforlarla tanımlanmıştır. Kendisi de meme kanserine yakalanmış ancak  lösemiden ölmüştür.

                        



İvan İlyiç’in Ölümü — Lev Tolstoy, (The Death of Ivan Ilyich). Hastalığın türü belirtilmez, ancak ölümcül bir tümör veya kanser olduğu yönünde değerlendirmeler çok fazladır. Ağır bir hastalık karşısında insanın çaresizlik durumlarını ele alır.

Kanser Koğuşu - Aleksandr Soljenitsin (Cancer Ward) (1968).  Hastalık olarak kanserle ilgisi yoktur, Sovyet toplumunu bir kanser koğuşu metaforu üzerinden ele alan klasik bir romandır, adı yanıltmasın okuru.

 

Türk Edebiyatında çok az dayıda eser vardır. En bilineni Hoş Geldin Ölüm - Sevgi Soysal. Yazarın meme kanseriyle mücadelesi sırasında yarım kalan romanıdır. Ölüm, beden ve yaşam temaları bakımından son derece önemlidir.

                                         

Bilge Karasu’nun bitiremediği bir denemesi olan “Acı Çeken Gövde”de pankreas kanseri nedeniyle hastalığın son dönemlerindeki “ağrılı” ve ”kısa iyilik” dönemlerini anlatmıştır.  Kitap-lık Dergisi 61. sayısında yayınlamıştır.

Bir Kanser HikayesiGül Durusel tarafından kaleme alınmıştır. Kitap 2010 yılında yayınlanmıştır. "Meme kanseri olduğumu öğrendiğimde bu hastalığın beni öldüreceğini hiç düşünmedim.…. Bu kitapta okuyacağınız hikâyeler gerçektir. Gerçek olmayan hayatlar onkoloji servisinde değil hep dışarıdaydı..." diyerek kitabını tanıtıyor Durusel.

                                        

Türk şiirinde kanser doğrudan ele alınan bir tema olmamakla birlikte, hastalık deneyiminin temel bileşenleri olan ölüm, kayıp, kırılganlık ve yaşama arzusu farklı kuşaklardan şairlerde çeşitli biçimlerde temsil edilmektedir. Mesela Ümit Yaşar Oğuzcan’ın “Kanser” şiiri hastalık ile hiç ilgili değildir, bir metafor olarak kullanılmıştır. Nâzım Hikmet’in yaşamı yücelten şiirleri ile Didem Madak’ın kırılganlık estetiği arasında kurulan karşıtlık, Türk şiirinde beden anlayışının dönüşümünü göstermektedir. Uğur Başaran’ın “Türk Şiirinde Kanser Olgusu” başlıklı akademik çalışması (2022), başlığında “kanser” geçen 148 şiiri incelemiştir. Bunlarda da hastalık çok azında ana konuyu oluşturur.

Bu bölümü benim 2003 yılında derlediğim ve TTB Yayınları arasında çıkan “Çağdaş Türk Tıp Şiirleri” seçkisinden kanser ile ilgili seçtiğim birkaç şiir paylaşarak tamamlayalım.

                                           


Paradoks Tersyüz

                                                                             Dr. Ahmet Çoker’e 

Bademcik nahiyesine raslayan habis urun yola getirilmesi için, başta Dr. Mehmet Şen, cümle tabibin sözbirliğiyle Işın Tedavisine, Radyo Terapiye başvurulması sonrasında ve ağız mukozasının, yani ağız içi dokularının, beklendiği üzre, zedelenmesi yüzünden ağız yoluyla beslenmem bayağı zorlaştığında karnımdan mideme bir dren, bir sonda açılınca,

Midem Ağzıma Geleceğine

Ağzım Mideme Gelmez mi!

Ben Ki Bir Karındanbacaklıyımdır,

Karındanağızlı Biri Olup Çıktım

Tıpkı Bir Vantrolog…

 

Can Yücel

 

***************

 

Nedenle Sonuç

 

Hiçç kanser olmaz onlar…

Gnl. Mdr.ler

Holidingler

Politikapçıklar

T.S.K.’lar

T.K.K.’lar

Hiç hiç kanser olmazlar…

Ama bizim Yaman durduğu yerde

Pankreas kanseri olur.

Nedeni bir şair tanır Yunan,

Adı Pankreatitis

Yani yeni bir rol

 

Can Yücel

 

******************

 

Azrailin Elçisi Saf Kanser

 

Yazarlar ilanlarda,

Acı bir ölüm,

Sanki tatlısı varmış gibi,

Dilleri varmaz adını demeye...

Halbuki kolay, sadece

Kanser,

Neymiş efendim çaresiz bir hastalık,

Yalan, vallahi yalan,

Azrailin bir oyunu,

Maksat iyi bilmek huyunu...

Panzehiri gülmek.

Tehdidi...dökerim bak saçını

Dök...gülüşümü dökemezsin ki...

Seni istiyorum der

 

Ben seni istemiyorum ki dersin.

Üzülür,

Tamam kıyamam sevebilirim dersin.

Sevinir.

Ama bana zaman ver.

Saftır... İnanır...

Gider, gözleri arkada içi buruk.

Beklesin… gideceğim.

Ben sözümün eriyim.

Ama

Daha gülünecek çok işim var..

 

(son kemoterapi krizi bittikten sonra yani ikinci hayatın başı)

 

Gül Güneş

 

*****************

 

Dünya Edebiyatında doğrudan kanser temalı şiirler vardır. Belli başlı örnekleri verelim.

 

Audre Lorde’nin Kanser Günlükleri (The Cancer Journals1980 yılında yazılmasına rağmen günümüzde de değerini koruyan bir kitap. Teknik olarak düzyazı-anı türünde olsa da, şiirsel dili ve beden politikalarına yaklaşımı nedeniyle şiir çalışmalarıyla birlikte değerlendirilir. Meme kanseri, mastektomi ve kadın kimliği üzerine önemli bir metindir. Türkçe çevirisi yapılmamıştır.

Türkçeye çevrilmemiş bir diğer şiir kitabı Jane Kenyon’un Otherwise (Yoksa) adlı kitabıdır. Lösemi ve ölüm deneyimiyle yüzleştiği son dönem şiirleri nedeniyle önemlidir.

 Donald Hall ise Without (Onsuz) adlı kitabıyla ona yani eşi Jane Kenyon’un ölümünden sonra uzun şiirsel bir yas anlatısı kaleme almıştır, bu da çevrilmeyi bekliyor.

Karin Miller editörlüğünü yaptığı “Kanser Şiirleri Projesi” (The Cancer Poetry Project) birkaç kitap olarak devam etmektedir.


                   


*Modern Dönem Öncesi Görsel Sanatlarda Kanser*

 

Rönesans öncesinde ve sonrasında kanser, bugünkü kadar net teşhis edilebilen bir hastalık değildi, bu nedenle doğrudan kanseri betimleyen eserler yoktur, ancak  bazı klasik tablolarda modellerin meme kanseri belirtileri taşıdığı, modern tıp tarihçileri ve sanat tarihçileri tarafından birlikte saptanmış veya yorumlanmıştır. Rönesans Dönemi ressamlarından Raffaello Sanzio (Rafael) – La Fornarina (1518–1519) adlı yağlıboya tablosunda, sevgilisi Margherita Luti’yi resmetmiştir. Bu yağlıboya tabloda çok çarpıcı bir detay vardır.  2002 yılında tıp profesörü C. Hugo Espinel, The Lancet dergisinde yayımladığı makalede, modelin sol memesinde dışarıdan netçe görülen oval bir şişlik (tümör) ve bu kitlenin hemen üzerinde cildin içeri doğru çekildiğini (orange skin) saptamıştır. Model, tesadüfen ya da acı hissettiği için sağ elini tam da bu tümörlü bölgenin üzerine koymuştur. Tabloda modelin kolunda ressamın gizli imzası dediğimiz ismi yazılı bir bant vardır.  Roma, Palazzo Barberini'deki Galleria Nazionale d'Arte Antica'da bulunmaktadır.


 

Rönesans'ın hemen ardından gelen Barok döneminde, özellikle insan vücudunu tüm kıvrımları ve kusurlarıyla resmeden Peter Paul Rubens, tıp  ve sanat tarihçileri için ilgi çekicidir. Rubens – Üç Güzeller (The Three Graces) (1635) adını verdiği, mitolojik bir sahneyi betimleyen bu ünlü yağlıboya tabloda, en sağdaki kadının sol memesinin dış üst kısmında belirgin bir tümör kitlesi, meme ucunun koltuk altına doğru çekilmesi ve koltuk altı lenf bezlerinde şişliği gösteren değişiklikler (kızarıklıklar görülür. Sanat ve tıp tarihçileri ile onkologların da görüşleri doğrultusunda, Rubens'in modelinin lokal ileri evre meme kanseri hastası olduğu net bir şekilde doğrulanmıştır. Tablo Madrit Prado Müzesindedir.  Rubens, aynı modeldeki kanser ilerlemesinin benzerini  “Orpheus ve Eurydice” ile “Diana ve Nimfler”  tablolarında da adım adım (ciltte çökme, büzüşme) resmetmiştir.

 


Rembrandt – Banyosunda Betsabe (1654): Sanat tarihçileri ve cerrahlar, tabloda modellik yapan ve çok genç yaşta ölen Hendrickje Stoffels'in sol memesindeki renk değişimi ve şişliğin, ileri evre bir meme kanseri belirtisi olabileceğini öne sürmüşlerdir. Ancak tam bir fikir birliğine varılmamıştır. Eser Louvre Müzesindedir.



Michalangelo Medici Mezarları,  Gece (kadın) Gündüz (erkek). Michelangelo'nun tasarladığı Medici Mezarları, Floransa'daki San Lorenzo Bazilikası’nda 1520-1534 yılları arasında inşa edilen Medici Şapeli'nde (Cappelle Medicee) bulunur. İkili heykelden kadında 2000'li yıllarda onkolog ve cerrah Dr. James J. Stark kadın mermer heykeli anatomik olarak inceledi. Michelangelo gibi insan anatomisini kusursuz bilen bir ustanın, bu heykeldeki kadının sol memesini ileri derecede asimetrik   ve biçimsiz yonttuğunu fark ederek,  kadının sol memesinin iç kadranında net bir şişlik (tümör), meme ucunda içeri doğru çekilme (retraksiyon) ve meme cildinde lenf ödemine bağlı lokal bir çökme tespit edildi (dimpling). Bu bulgular Michelangelo'nun kanserli bir modeli canlı olarak izlediği ve gördüğü bu trajik deformasyonu yani ilerlemiş meme kanserini doğrudan mermere kazımış olduğunu göstermektedir.

 

 



*Modern ve Çağdaş Görsel Sanatta Kanser*


Kanserin resim, fotoğraf, film gibi görsel sanattaki örneklerini genel olarak üç döneme ayrılabilir: 

Dolaylı dönem (17.–19. yüzyıl): Hastalık, ölüm ve bedenin çöküşü resmedilir; kanser bu dönemde henüz özel olarak tanımlanmamaktadır.

Tıbbi dönem (19.–20. yüzyıl başı): Patoloji atlasları ve hastane çizimleri ortaya çıkar. Sanatsal diyebileceğimiz resim vb eserler ortaya çıkmamıştır.

Kişisel deneyim dönemi (1970’ler - günümüz): 20. ve 21. yüzyılda birçok sanatçı doğrudan kendi kanser deneyimlerini konu edinmiştir:

  •         New Yorklu sanatçı Matuschka, meme kanseri nedeniyle mastektomi (memenin alınması) operasyonu geçirdikten sonra, bu beden deformasyonunu büyük boyutlu tuvallere ve foto-resim tekniğine taşıdı.  Yağlıboya ve karışık teknikler kullanarak, ameliyat izlerini saklamak yerine onları antik heykel sanatı estetiğiyle (örneğin tek memeli Amazon kadın savaşçıları gibi) resmetti. Mastektomi sonrası New York Times dergisine kapak olan bu çalışmaları, otoportreleri (Beauty Out of Damage), kanserin yarattığı fiziksel travmayı sanatsal bir başkaldırıya dönüştürdü. 
  •         Jo Spence (1934 – 1992), İngiliz fotoğrafçı ve sanatçı  kendisine meme kanseri teşhisi konduktan sonra bu süreci tamamen sanatsal bir mücadeleye dönüştürdü. Kendi çıplak bedenini, ameliyat izlerini ve tedavi süreçlerini korkusuzca belgeleyerek kanserin tabulaştırılmasına karşı çıkmıştır. "The Picture of Health?" (Sağlığın Resmi?) adlı çalışmasında meme kanseri deneyimi ve tıbbi otorite eleştirisi bir aradadır. 
  •     Kanser tedavisi sırasında yaptığı resimlerle tanınan bir diğer sanatçı Hannah Wilke’dir (1940 – 1993). Amerikalı feminist sanatçı Wilke, lenfoma teşhisi aldıktan sonra kemoterapi sürecinde değişen bedenini kaydetmeye başladı. Ölümünden sonra sergilenen "Intra-Venus" adlı fotoğraf dizisi, sanatçının bir zamanlar idealize edilen bedeninin hastalıkla nasıl dönüştüğünü çarpıcı ve saygın bir dille sunar.
  •        Bob Flanagan (1952 – 1996). Doğuştan kistik fibrozis hastası olan ve daha sonra kanserle de mücadele eden Flanagan, acıyı sanata dönüştürmenin en uç örneklerini vermiştir. Performans sanatlarında bedensel acıyı kontrol altına alma ve onunla yüzleşme temalarını işlemiştir.
  •       Robert Pope (1951 – 1992). Kanadalı ressam Robert  Pope, Hodgkin lenfoma teşhisi konduktan sonra tüm odağını kanser deneyimine çevirdi dev bir yağlıboya serisi üretti. "Illness and Healing" (Hastalık ve İyileşme) adlı serisinde kanser koğuşlarını, kemoterapi alan hastaları, doktorları ve hastane odalarındaki yalnızlık hissini resmetti. Pope, sanatın kanser hastaları ve sağlık çalışanları arasında bir empati köprüsü kurabileceğine inanıyordu. 


Chemotherapy” (Kemoterapi) adlı yağlıboya tablosunda, bir koltukta oturmuş damardan ilaç alan bir hastanın yaşadığı derin izolasyonu ve bedensel çöküşü çok vurucu renk zıtlıklarıyla gösterir.

  • Deena Metzger’nın meme kanseri sonrası beden temsilleri.
  • Kanser merkezleri ve hastaneler tarafından düzenlenen “Cancer Journey Art”, “Art Against Cancer” gibi sergileri de hatırlatmak gerekir.

 

 

*Müzikte Kanser*

Klasik müzik ve operaya henüz yeterince girmemiştir. Henri Dutilleux’nun son dönem eserleri, eşinin kanser sürecinin duygusal etkilerini yansıttığı şeklinde yorumlanmıştır. Kanser, popüler müzikte çok daha görünürdür. Örneğin; Melissa Etheridge, meme kanseri tedavisinden sonra yazdığı eserlerle kanser farkındalığının önemli simgelerinden biri olmuştur.  Kylie Minogue, meme kanseri sonrası konserleri ve kayıtlarıyla farkındalık çalışmalarına katkıda bulunmuştur.

 

*Sinemada Kanser*

Wit, Mike Nichols’ın yönettiği yapım, Margaret Edson'un aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlanmıştır. Film, over kanseri tanısı konan bir kadının son günlerini konu almaktadır. 2001

50/50 ise 2011 yılına ait bir dram-komedi filmi olup yönetmen J Lewine, yazar Adam Raiser’dir. Filmin Reiser'in kendi kanser deneyimiyle yakın ilişkisi vardır.

The Bucket List (Şimdi ya da Asla), 2007 yılı yapımıdır filmdir. Rob Rainer tarafından yönetilen filmin başrolünde J. Nicholson ve M. Freeman vardır. İleri evre kanser tanısı alan iki hastanın yaşamın son dönemine bakışını işler.

My Sister’s Keeper  (Kız Kardeşimin Hikâyesi), 2009 yılına ait bir filmdir. Jodi Picoult'un aynı adlı romanından uyarlanan film, bir ailenin tüm üyelerinin, lösemi gibi ciddi bir hastalıkla mücadelelerini konu ediniyor.

 


*Modern Dönem Resim Sanatında Kanser*


          

                                      Agnew Kliniği ( Thomas Eakins - 1889, Philadelphia) 

Pensilvanya Ü.Tıp Fakültesinde  Dr. David Hayes Agnew’in emekli olduğu gece öğrencilerine ameliyathanede ders vermesi resmedilmiş. Bu resim için öğrenciler kendi aralarında 750  Dolar toplayıp ressam Eakins’a vermişlerdir. Meme kanseri nedeniyle genç bir kadın ameliyat edilmekte. İzleyiciler koyu tonlarda çizilmiş, kimisi karışık duygular içinde, kimisi uyumakta, kimisi sıkılmış ve boş bakışlarla yere bakmakta... Resmin sağ alt köşesinde Eakins bir doktorun kendisine söylediklerini dinlerken görülmektedir  (ressamın gizli imzası). Tabloda sadece iki kadın yer almaktadır, hasta ve hemşire. Prensip olarak sterilite ve antisepsi o devirlerde yeni başlamış bu nedenle tüm doktorlar beyaz giyinmiş ancak eldiven ve maske kullanımı henüz başlamamış.  Pensilvanya Üniversitesi Tıp Fakültesi  öğrenci diplomasında bu resim  vardır,  aynı üniversitede John Morgan Binası'nda asılıdır.

 

                               

                               Meme kanseri ameliyatı. 1817. (Courtesy Wellcome Collection),


                              

Lokal olarak ilerlemiş meme kanseri. 15. yüzyıl, ressamı bilinmeyen duvar resmi,                  Milano’da Santa Maria della Grazia kilisesindedir.

 

                             

Wirchow’un “Ölümcül Tümörler” adlı 1863 yılına ait kitabını da bu büyük hekime saygı gereği hatırlatmak istedim.

 

*************************************************************

Onkolojideki muhteşem gelişmeleri, tedavideki umut verici çalışmaları gördükçe aşağıdaki ünlü kişilerin bu olanakları yakalayamamalarını, erken zaman diliminde dünyaya gelmiş olmalarına bağlayarak kısa bir liste ile yazımızı sonlandıralım.

 

Edebiyatçılar

  • Can Yücel – Akciğer kanseri, 1999.
  • Oğuz Atay – Beyin tümörü, 1977
  • Vedat Türkali – Akciğer kanseri nedeniyle tedavi görürken, çoklu organ yetmezliğinden ölmüştür.
  • Necati Cumalı – Karaciğer kanseri
  • Leylâ Erbil – Pankreas kanseri
  • Bilge Karasu - Pankreas kanseri
  • Behçet Necatigil - Akciğer kanseri
  • Yaşar Nabi Nayır – Akciğer kanseri
  • Umberto Eco – Pankreas kanseri 2016
  • Susan Sontag – Uzun yıllar meme kanseri ve daha sonra lösemiyle mücadele etti; 2004’te lösemi nedeniyle öldü.
  •  José Saramago – Lösemi
  • John Updike – Akciğer kanseri
  • Christopher Hitchens – Yemek borusu kanser
  • Harold Pinter – Karaciğer kanseri
  • Roald Dahl – Kan kanseri (miyelodisplastik sendrom)
  • Boris Pasternak - Akciğer kanseri
  • William Saroyan - Prostat kanseri
  • James Baldwin - Yemek borusu kanseri
  • Jane Austen - Lenfoma

 Ressamlar ve Heykeltıraşlar

  • Nuri İyem – Akciğer kanseri
  • René Magritte – Pankreas kanseri

 Müzisyen ve Oyuncular

  • George Harrison – Akciğer kanseri sonrası gelişen metastatik kanser, 2001
  • Joe Cocker – Akciğer kanseri
  • Donna Summer – Akciğer kanseri
  • Chadwick Boseman – Kolon kanseri 2020
  • Patrick Swayze – Pankreas kanseri .
  • John Wayne – Mide kanseri .
  • David Bowie – Karaciğer kanseri 2016
  • Frank Zappa – Prostat kanseri
  • Laura Nyro – Yumurtalık kanseri
  • Linda McCartney – Meme kanseri
  • Eva Cassidy – Melanom
  • Puccini - Gırtlak (larynx) kanseri
  • Kayahan – Yumuşak doku kanseri (sarkoma) 2015
  • Harun Kolçak – Prostat kanseri
  • Yaman Okay – Pankreas kanseri
  • Ayşen Gruda – Pankreas kanseri
  • Tarık Akan – Akciğer kanseri, 2016

 

 

(*) https://argoscelik.blogspot.com/2012/11/tibbin-askeri-deyimlerle-istilasi.html 

(**) http://www.aktuelarkeoloji.com.tr/dunyanin-en-eski-kanser-vakasi 

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder