Sayfalar

25 Eyl 2026

G. Perec’ten Edebiyatta Bir Meydan Okuma Romanı : “Yaşam Kullanma Kılavuzu”



                                                                                 


Georges Perec (1936-1982) Paris’te doğup tüm yaşamını orada geçiren roman ve deneme yazarı, çevirmen ve sosyologdur. Edebi, mimari ve matematiksel bir yapıda olan “Yaşam Kullanma Kılavuzu” yazarın başyapıtıdır.  Bu başyapıt çok sevilerek okunabilir, muazzam keyif alınabilir, hayran olunabilir, ya da hiç hoşlanılmaz, yarım bırakılır hatta absürt bulunabilir. Deneysel, modern bir roman denilirse de üyesi olduğu Oulipo grubunu düşünürsek deneyselden çok “nev-i şahsına münhasır” bir Oulipo yapıtı olarak değerlendirmek daha doğru olur.

Nedir Oulipo akımı?  Oulipo yani “Potansiyel Edebiyat İşliği” (Ouvroir:işlik, Litterature:edebiyat, Potentielle:potansiyel) kelimelerinden oluşmuştur. Buna “Gizil Edebiyat Atölyesi” de denebilir. Bu topluluk 1960 yılında edebiyat meraklısı bir matematikçi olan Le Lionnais ve matematik meraklısı olan bir edebiyatçı Queneau tarafından kurulmuştur. İçinde Perec ve Calvino gibi isimlerin de yer aldığı Oulipo’cular harf ve rakamların karşılıklı etkileşimlerini saptamak, yazı ile matematiğin işbirliğini sağlamak için uğraşıyorlardı. Bu nedenle polindromlar yani ters-düz okunuşları aynı olan kelimeler (traş-şart), lipogramlar yani bir harfin hiç kullanılmadığı metinler (Perec’in hiç ‘e’ harfi kullanmadan yazdığı “Kayboluş” romanı), akrostişler yani cümle başındaki harflerle bir kelime veya cümle oluşturma, anagramlar yani  bir kelimenin harflerini değiştirerek yeni bir kelime oluşturmak (ihbar-bahri) ve daha birçok farklı teknikler kullanılmaktadır. Örneğin hiç noktalama işareti kullanılmadan yazmak, bir harfi bir başka harfle değiştirerek (s yerine t kullanmak) metni tamamlamak, sözcük sayısını sınırlandırmak, tamamıyla boşluksuz yazmak gibi.

Perec romanının bir yapboz yani puzzle romanı olduğunu belirterek kitabın başında yapboz’u yani puzzle’ı şöyle tanımlıyor. “Puzzle önce ayrıştırılıp sonra incelenecek bir parçalar toplamı değildir, bir bütündür… Bir puzzle hiçbir zaman onu oluşturan şeylerin tek tek irdelenmesiyle anlaşılamaz ve bütün hakkında bir fikir veremez.” Bu romanında matematikten de yararlanıyor Perec; 99 bölüm + son deyiş bölümü ile 100 bölümlük bir roman, yani 10x10’luk, yüz adet küçük kare oluşturan bir esas kare. Böylesi bir kitap nasıl yazılabilir sorusuna cevabı Oulipo tarzı düşünmek diye cevaplayabiliriz, ya nasıl okunabilmesi gereklidir diye düşünmek daha zor bir sorudur. 

Şimdi romana biraz değinelim. “Yaşam Kullanma Kılavuzu” içinde birçok öykü ve novella barındırıyor. Bunlar bir kuyumcu titizliğiyle birbirine bağlanıyor. Paris’te, Simon-Crubellier Sokağı, No. 11 adresindeki on katlı bir apartmanın içinde,  1883-1975 yılları arasında 92 yıl yaşayan bina sakinleri ve onların hayatlarına katılan kişiler, eşyalar, anlatılar, anılar ve apartmanın bölümleri üzerine yazılmış öyküler kurgulanarak genel olarak insanların yaşamı anlatılıyor. Apartman dünyanın küçük bir maketi gibi. 

                                

                                 


Romanın üç ana kişisi Percival Bartlebooth, Gaspard Winckler ve Serge Valene’dir. Kitabı okursanız yardımcı olması açısından bir iki noktaya değinmekte yarar var. Bartlebooth adı iki kurmaca kişiden alınmıştır, ilki Bartleby (H. Mellville’nin Katip Bartleby’i), ikincisi ise Barnabooth (V. Larbaud’un yarattığı kendisini tanımladığı bir kitap kahramanı).  Winckler ise yazarın ilk romanı olup bir türlü bastıramadığı ve arada kaybolan ancak ölümünden sonra bulunup basılan “Paralı Asker” romanının ana kahramanı olan sahte resim yapımcısıdır. 

Romanda zengin bir İngiliz olan Bartlebooth, yaşamını tek bir şeye, bir yapboz (puzzle) projesine adamıştır.  Bu nedenle yirmi yıl boyunca Valene’den suluboya resim dersi alır, sonraki yirmi yıl süresince dünyayı gezerek limandan limana uğrayarak 15 günde bir suluboya resim yapar. Bunları Fransa'daki yapboz ustası Winckler’e gönderir. Fransa'ya dönünce Winckler’in yaptığı 750 parçalık yapbozları her 15 günde bir tane olmak üzere çözmeyi planlar. Sonra özel bir kâğıda yapılan bu yapbozlar tekrar ilk yapıldıkları yerlere götürülüp özel bir kimyasal maddeye batırılarak tamamen silinecek ve yok edileceklerdir. Perec burada büyük bir projenin bir döngü olarak yapbozları yerleştirerek başladığı yere gelmesi ve yok olmasını kurgularken sanırım hiçliği, “hiç”i vurgulamak istemiştir. İnsan hayatında çokça yer tutan “hiç”i. 

Kitabın kurgusu olağanüstü güzel, sizi içine çeken, merakınızı sürekli ayakta tutan bir anlatıma sahip. Sakin dümdüz akan bir nehirde değil, önünde setler, küçük büyük çağlayanlar, köprüler, kıvrımlar, kayalar, suya düşmüş kütükler bulunan bir nehirde suyun içinde akışa bırakıp gidiyorsunuz kendinizi. Su devamlı akıyor. Bu kurgu sizi bir bulmacanın içinde olduğunuzu hissettiriyor, ama bulmacayı çözmeye çalışmıyorsunuz aksine bu bulmacayı, burada yapbozu yerleştirmeye çalışan yazara teslim oluyorsunuz. Kurguda bir ilginç nokta da Perec bu kitabında diyaloglara hiç yer vermemiş, karakterler arasında hiçbir konuşma geçmiyor. Sadece 31. bölümde yer alan bir öyküde mektup yoluyla bir diyalog var ama yüz yüze değil. İki kişinin polisiye bir öykü nedeniyle birbirlerine yazdıkları mektuplarda hitap var ancak canlı konuşma yok. 

                   

                                                    

Perec inanılmaz birikimi ile tarih, tıp, sinema, edebiyat, bisiklet, spor nerdeyse her alanda referanslar vererek raks ediyor, kah apartmanın dairelerinde, kah merdivenlerde ve mahzenlerde dolaşıp, öykülerini anlatıyor. Detaylar insanı büyülüyor, duvarlarda asılı resimler, haritalar, yemek menüleri ve tarifleri, afişler, eski kitaplar, kartpostallar, faturalar, makbuzlar, ilanlar, bisküvi ve kahve kutuları, avizeler, oyuncaklar, antika eşyalar, mobilyalar, mutfak malzemeleri, denizcilikle ilgili eşyalar ve burada saymakla bitiremeyeceğim ilginç ve şaşırtan binlerce eşyayı hiç sıkılmadan okuyorsunuz. Bir oda ya da mahzen en ince ayrıntısına kadar anlatılmış. Yer karosundan duvardaki lekeye, kapı kulpundan odadaki kedinin göz rengine kadar. Buna bir de 179 farklı kişinin romanda yer aldığını da eklersek kitabın zenginliğini tahmin edebilirsiniz.

Tabii başta da belirttiğim gibi çok sevseniz de sevmeseniz de okuması zor bir kitap, çünkü öncelikle hacimli bir kitap, indeksleri, zaman dizimi, hikâye hatırlatmalarıyla 600 küsür sayfayı buluyor üstelik küçük puntoyla basılmış ve en önemlisi her bölümden sonra bir boşluk kalıyor, boşlukları doldurmaya kalkarsanız Perec’in başta belirttiği gibi bütün hakkında fikir sahibi olmanız zor, kitabın bitmesini beklemeniz gerek. Böyle bir kitap yazabilmek için insanın kendisine inanması güvenmesi gerek. 46 yaşında oldukça erken bir yaşta ölen G. Perec belki de Gaspard Winckler’li başka kaç eser verecekti?


                                                                         

İçinde binlerce nesne, yüzlerce sanat eseri, sayısız kültürel referansın yer aldığı “Yaşam Kullanma Kılavuzu” ve G. Perec’i sevdiyseniz, bu romanın ortaya çıkışındaki yaşananlar, gelişmeler, daha önceki yazdıklarıyla bu romanı haber vermesinin inanılmaz hikayesi, David Bellos’un “George Perec: Life in Words” (Georges Perec: Sözcükler Arasında Bir Hayat olarak Türkçe çevirisi var) adlı biyografisinde anlatılıyor. Çocukluğu, özel hayatı, ölümüne kadar yaptıkları ve yapamadıkları çok yönlü yazılmış, sıkı bir biyografi.

Ayrıca Enis Batur’un,  “Yaşam Kullanım Kılavuzu” romanına açılım getirmek amacıyla onun şeklini de taklit ederek (dizin, kronolojik dizin, anımsatmalar vb) yazdığı bir denemesi ”Perec Kullanma Kılavuzu” adıyla kitap olarak yayınlandı yararlanılabilir.

 

                                          

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder