Kuzgun ve karga, Corvidae (kargagiller) aynı aileden gelen
zeki kuşlardır. Kuzgun, karga ailesinin en iri üyesidir Bilim adamları
arasında, Amerikan kargası mı, kuzgun mu yoksa çeşitli akrabalarından herhangi
birinin mi en zeki olduğu yolunda halen sürmekte olan bir tartışma var. Bütün
ornitologların fikir birliğine vardığı tek konu, kuş dünyasında kargagillerin
en zeki oldukları, belki de tek rakiplerinin papağanlar olduğudur. Bütün kuşlar
içinde, kargaların beyni bedenlerine oranla en büyüktür ve beyinlerindeki nöron
sayısı çok fazladır. Amerikan kargasının beyni beden kütlesinin yaklaşık %2,3'ünü
oluşturur. İnsanlarda bu oran yaklaşık %1,5, besi tavuğunda ise % o.1'dir. Adi
kuzgunun beyni 12-17 gramdır, ki bu da bütün kuşlar arasında en ağır beyindir.
Kargalar doğada 15-20 yıl yaşarlar;
Kargaların hep canlan sıkılmaktadır ve kendilerini
eğlendirmek için oyunlar icat ederler. Güvercinler, serçeler şehrin
sokaklarında, parklarında aylak aylak yiyecek kırıntıları toplarken kargalar
arasında sanki daima önemli bir şeyler olmaktadır, sanki kendi hayatlarına ait
bir oyun sahnelemekte gibidir. Oradan oraya uçuşurlar ve beklenmedik bir anda
birbirlerine seslenirler. Devamlı kendilerini lüzumsuz oyunlara kaptırırlar,
yerdeki bir dalı alır, yükselir, sonra düşürürler, sonra da yakalamak için dalışa
geçerler. Görünür bir neden olmaksızın, tek ayaklarıyla tutunup baş aşağı
sallanırlar ya da uçarken ters taklalar atarlar. Kuzgun görmenin pek hayra
alamet olmadığını düşünseler de kuzgunlar insanlardan çekinirler. Kuzgun
derin ve boğuk bir "gurk gurk" sesi çıkarırken, Karga çok
tanıdık, tiz bir “gak gak" sesi çıkarır.
Araştırmacılar dil yetisini önemli bir zekâ göstergesi
sayarlar. Bir çalışmaya göre, Amerikan kargalarının toplanma çağrıları, tehlike
uyarılan gibi durumlar için 23 ayrı ötüşü vardır. Bu, büyük maymunları bile
kıskandıracak bir dağarcıktır. Kargagillerin zekalarının diğer bir işareti de
bugün bile araştırmacılar için bir bilmece olan karmaşık toplumsal
yaşamlarıdır. Kargalar genellikle ortaklaşa avlanır ve leş bulurlar. Sevdikleri
numaralardan biri, ağzında henüz yakaladığı balık olan bir su samuru bulmaktır.
Kargalardan biri su samurunun kuyruğunu gagalayarak onun avını düşürüp başını
çevirmesini sağlar, diğeri anında balığı kapar. Leşe karşı özel bir
düşkünlükleri vardır. Ama kargalar da insanlar gibi omnivordurlar, yani hem
etobur hem otoburdurlar.
Kargalar içinde en sosyal olanlar ekin kargaları ve küçük kargalardır. Bunlar koloniler oluştururlar ve tek bir ağaçta veya terk edilmiş bir binada birçok yuva yaparlar. Oldukça meraklı hayvanlar olan kargalar mektup, çamaşır mandalı, araba anahtarı gibi nesneleri çalarlar. Kargagillerin insanlarla ortak özelliklerinden biri de parlak nesnelere duydukları ilgidir. Saksağanlar ve küçük kargalar gibi daha ufak olanları mücevher çalmakla ün salmışlardır. Alman Masalları derlemesinde Grimm Kardeşler, 17. yüzyılda yolsuzluk yapan bir memurun her seferinde bir altın olmak üzere Schweidnitz kentinin bütün hazinesini çalmak için bir küçük kargayı nasıl kullandığını anlatır.
Sümer-Babil destanı Gılgamış'ta, Nuh’un bir tekne inşa
ederek insanoğlunu yok eden tufandan nasıl kurtuldukları bilinen bir efsanedir.
Sular çekilmeye başladığında tekne bir dağa (Ağrı Dağı) oturmuştur. Destana
göre, Nuh önce bir güvercin gönderir, ancak kuş konacak bir yer bulamadığı için
güverteye geri döner. Bundan sonra bir kırlangıç gönderir, ama o da çok
geçmeden geri döner. Son olarak bir kuzgun gönderir. Kuzgun yiyecek bulup
beslenir ve geri dönmez. O zaman Nuh karanın yakın olduğunu düşünür.
Mısırlılar kargaları güçlü bir sevgiyle ve mizah duygusuyla karşılamışlardır.
Mısır sanatında kargalar genellikle ekinlerle beslenirken tasvir edilir, savaş
alanına dağılmış cesetleri didiklerken gösterilmeleri enderdir. Genellikle
sevimli, hatta neredeyse insana benzetilerek resmedilirler, ama asla Mısır
turnası veya doğanlar gibi tanrısal değildir. Yunanlılar bu geleneği
sürdürmüşler, ama bazen kargagillere korku ve asabi bir neşeyle
yaklaşmışlardır. Yunanlılar için kargagiller kentlerde bile varlığını sürdüren
doğa alemini temsil eder ve büyük ölçüde insanların veya tanrıların denetiminde
olmayan yaratıklardır. Kuzgun veya kargadan Eski Ahit'te on yerde söz ediliyor,
Yeni Ahit'te ise bir yerde. Romalılar kuzgunlara ve kargalara
Yunanistan'dakinden daha çok sevgiyle bakıyorlardı. MS 3. yüzyıldan
Yunanlı-Mısırlı bir rahip olan Horapollo'ya göre, Mısır sembolizminde, hatta inançlarında
karga önemliydi. Kargalar aşkta sadakati temsil ediyorlardı, çünkü antik
çağlarda yaşayanların doğru biçimde gözlemledikleri gibi, kargalar tekeşlidir.
Kiki Smith'in Three Crows (Üç Karga) isimli heykeli (1995)
Aristoteles, kargaların yavrularına çoğu kuştan daha uzun
süre baktıklarını ve ana-babayla yavrular arasındaki bağın yavru uçmayı
öğrendikten sonra da korunduğunu doğru biçimde gözlemlemişti. Yine Aristoteles
karganın balıkçılın dostu, baykuşun düşmanı olduğunu gözlemlemişti. Gündüz,
kargalar baykuşun iyi görememesini fırsat bilip yumurtalarını yiyordu, buna
karşın baykuş da gece gidip karganınkileri yiyordu. İlginç olan çağdaş ornitologların
kargaların ve baykuşların birbirlerini sevmediklerini, hatta bazen karşılıklı
saldırdıklarını onaylıyor olmasıdır, yani Aristoteles’i haklı çıkarmaktadırlar.
Kuzgun ya da karga özellikle Vikinglerin baş tanrısı Odin'le
ilişkilendirilir. Odin bazı yerlerde "Kuzgunların Tanrısı" olarak
bilinir. Odin'in omzunda tünemiş iki kuzgunu vardır. İsimleri "Hugin"
(düşünce) ve "Munin"dir (bellek). Vikingler için kuzgunlar, Romalılar
ve Yunanlılarca daha çok kehanet kuşları olarak kabul edilmekteydi. Bir evin
önünde gaklayan bir kuzgun, o evin sahibinin öleceği haberini veriyor
olabilirdi. Kanatlan açık bir kuzgun, savaşa giden Viking kabile reislerinin
bayrağı olurdu.
İslamiyet’te insanlar kargalara karşı çok daha olumsuz bir
bakış açısına sahiptirler. Efsaneye göre bir keresinde Hz. Muhammed'in
düşmanlarından kaçmak üzere bir mağaraya saklanır, onu ilk fark eden o zamanlar
beyaz bir kuş olan karga olur. Karga, peygamberi ele verme çabasıyla "Car!
Car!" (Mağara! Mağara!) diye bağırır. Ne var ki silahlı adamlar
kargayı anlayamaz ve mağaranın girişine bakmadan geçip giderler. Hz. Muhammed
sığındığı mağaradan çıktığında kargayı kara renge dönüştürür ve lanetler, o
günden itibaren karga o hain ötüşünü tekrarlamak zorundadır. 13. yüzyıl Arap
ansiklopedicisi Iraklı Hamdullah El-Mustafa El-Kazvini, karganın hayvanlar
arasındaki "beş hain" den birisi olduğunu yazar. Diğerleri kuduz
köpek, yılan, sıçan ve bir çeşit yırtıcı kuş olan çaylaktır.
Bruegel "Ölümün Zaferi"
Orta çağın sonlarından modern çağa dek, darağacının
çevresinde tünemiş bir karga sürüsü resmetmek görsel sanatlarda bir tür gelenek
halini almıştı, ama ilginç bir istisna vardı. Çarmıha gerili İsa'nın cesedinin
etrafında asla kargalar toplaşmıyordu, aslında onunla öldürülmüş olan iki
hırsızın cesedinin etrafında da karga yoktu. Dini kişiliklerin bedenlerini
didiklerken de hemen hiç resmedilmiyorlardı, Flaman ressam Pieter Bruegel'in
1562'de tamamladığı “The Triumph of Death” (Ölümün Zaferi) adlı resimde
bir elinde kum saati ve diğer elinde çan tutan bir iskelet, ata binmiş ve
kafatasları ile dolu bir arabayı çekiyor, atın üzerinde, etleri dağılmış
sürücünün hemen arkasında duran büyük bir karga ya da kuzgun ölülere ve can çekişenlere
bakıyor.
Avrupa'daki pek çok batıl inançta kargalar ve kuzgunlar
ölümün habercileridir. Kuzgunlar özellikle kötüye alamettir; hasta bir insanın
evinin yakınlarında bir kuzgun gaklarsa o insanın fazla ömrü kalmamış demektir.
Şimdi Oxford’daki Bodleian Kitaplığı'nda bulunan Ortaçağ sonlarından kalma bir
elyazmasında Londra'daki insanların üç yıl boyunca vebadan nasıl kırıldıkları
anlatılır. Yaklaşık 1474'lerde yazılmış bu metinde “... Londra'da Charing
Cross'da daha önce orada hiç görülmemiş bir kuzgun türedi. Bundan sonra veba
salgını geldi, üç yıl sürdü; her yerde kadın erkek çoluk çocuk bir sürü insan
öldü” diye yazar.
Shakespeare'in Macbeth'inde karga şöyle betimlenir;
Karganın da sesi
onun için kısıldı demek.
Kara haberini veriyormuş meğer,
Surlarımızdan içeri giren kralın.
(çev, Sabahattin Eyüboğlu, Macbeth)
Orta çağ ve Rönesans folklorunda kutsal ile lanetli olanın
sembolizmi arasında tuhaf bir paralellik vardır. Genellikle aynı nesne veya
yaratık her iki niteliği de simgeleyebilir, karga ya da kuzgun ortaya
çıktıkları duruma göre, iyi veya kötünün aşırı uçlarını temsil edebilir. Aziz
Vincent'ın yanında kuzgun Tanrının ete kemiğe bürünmüş halidir, oysa bir
cadıya eşlik ettiğinde şeytanın elçisidir. Batı folklorunda bilgeliğiyle ün
yapmış kuş baykuştur, oysa Hindistan'da bu onur kargaya aittir. Her iki
gelenekte de kargalar ve baykuşlar arasında daima destansı bir savaş vardır. Amerikan
yerlilerinin mitolojilerinin çoğunda büyük rol oynayan kuş kartaldır, ama kriz
zamanlarında daha çok kargayı öne çıkarmışlardır. Kartal güneşin ve evrensel
düzenin simgesidir ve barış zamanlarında semboldür. Ne var ki, büyük kriz
zamanlarında aynı anda hem güneşe hem de karanlık ölüler diyarına ait olan
karga daha fazla kurtuluş umudu. Karga daha yaklaşılabilir bir kuştur ve ayrıca
sağ kalmayı hep başarır. Kuzgunlar giderek insanlardan kaçar oldular, uzak
tepelere ve ormanlara sığındılar. Büyük kentlerde kalanlar binaların
çatılarına, yükseklere yuva kurdular, böylece gözden uzak oldular. Kargalara
gelince, kentsel bölgelerde çöplerle beslenmeyi sürdürdüler ve hızlı ürediler.
Charles Dickens tarafından yazılmış, 178o'lerde geçen tarihsel
bir roman olan Barnaby Rudge'da (1841) romana da adını vermiş olan esas
karakter, yanında daima “Chip” isimli evcil kuzgunuyla dolaşır. Barnaby
iyi niyetli, saflık derecesinde sade bir adamdır, kuzgun ise onun göremediği
iblis güçlerin sürekli anımsatıcısıdır. Kuzgun neredeyse saçma denecek sözler
söyler, ama bunlar genelde kehanet doludur, hatta bazen şeytan olduğunu bile
öne sürer. 1845'te, Barnaby Rudge basıldıktan dört yıl sonra Edgar Allan Poe
"Kuzgun"u ilk kez yayınlar. Günümüzde en bilinen şiirlerden biridir,
özellikle beyit sonlarında tekrarlanan “hiçbir zaman” (newermore) şiiri
güçlendirir. Şiirden bir bölüm :
Gururlu, sert havasına kara kuşun alışınca
Hiçbir belirti kalmadı o hazin şaşkınlığımdan;
Gerçi yolunmuş sorgucun dedim, ama korkmuyorsun
Gelmekten, kocamış Kuzgun,
Gecelerin kıyısından;
Söyle, nasıl çağırırlar seni Ölüm Kıyısından?
Dedi Kuzgun: Hiçbir zaman.
(çev. ülkü Tamer)
George Orwell’ın ünlü romanı Hayvan Çiftliği’nde (Animal
Farm) çiftlikteki "Moses" adlı evcil karga, din
adamlarını ve kurumsal dini temsil eder. Türk Edebiyatında İlhan Berk ve Gülten
Akın’ın karga ile ilgili birer şiiri vardır. Ezop Masallan'nda, ikisi de zekâlarıyla
ünlü karga ile tilki arasındaki irade savaşını görürüz. İrlandalı oyun yazan
Sean O'Casey (1884-1964) kargayı kendi simgesi olarak seçmesini şöyle açıklar. "Sıra dan bir kuş
karga, tıpkı benim sıradan bir insan olmam gibi”, Kraliyet şairi Ted Hughes
kargaların akıllılığını köylü kurnazlığından çok şeytani bir büyü olarak görmüştür.
Hughes'un “Crow “(1970) isimli şiir kitabında, baş kahraman karga açgözlü
ve acımasızdır, alt edilmesi çok zordur.
V. Van Gogh “Buğday Tarlası ve Kargalar"
Tıpkı Poe'nun kuzguna popüler bir imge kazandırması gibi.
Hollandalı ressam Vincent Van Gogh da karga imgesine resim sanatında
imge kazandırmıştır. İnsanlar mısır tarlasındaki kargaları düşündüklerinde,
genellikle ilk akla gelen Van Gogh'un resimleridir. Özellikle, 1890 yazında,
intihar etmeden önce yaptığı son resimlerden biri olan “Buğday Tarlası ve
Kargalar” adlı eseri çok bilinir. Ayrıca Louvre Müzesinde C. David
Friedrich’in “Kargaların Ağacı” (The Tree of Crows, 1822), Paris'teki
Musée d'Orsay’de Claude Monet’nin “Saksağan”
(The Magpie / Le Pie, 1869), Pablo Picasso’nun “”Kargalı Kadın (1904), Tretyakov Galerisi’nde bulunan Alexei Savrasov’un
“Kaleler Geri Döndü” akla gelen diğer resimler olarak sıralanabilir.
Nazilerin öldürdüğü August Schenk'in “Agony”
(Acı) isimli tablosunu kendi kaderine dair bir önsezi olarak görmek mümkündür.
Edouard Manet, Poe'nun Kuzgun’unun dan etkilenerek yakın dostu Mallarme’ı,
sanayileşmiş metropoldeki bir konakta yaşayan aristokrat olarak karakalem çizimde
yorumlamıştır.
August Schenk (Agony)
Aslında resim sanatında karganın sembolik anlamları vardır.
1. Ölüm ve Vanitas: Klasik Dönem ve Barok natürmortlarda (vanitas)
karga veya kafatası, insan hayatının fani olduğunu hatırlatmak için kullanılır.
2. Uğursuzluk ve Kehanet: Mitolojik resimlerde (özellikle Apollon ve
Coronis efsanelerini işleyen tuvallerde) karga, kötü haber taşıyan figürdür. 3.
Melankoli ve Yalnızlık: Romantik ve Ekspresyonist ressamlar için karga,
içsel yalnızlığın ve kentin ya da doğanın yabanıllığının dışa vurumudur. Heykel
sanatında Kiki Smith'in Three Crows (Üç Karga) isimli heykeli (1995) zehirli
dumanlar veya böcek öldürücü ilaçlar yüzünden kuşların ölüp, gökten
düşmelerinin ardından yapılmış olabilir. Brandon Lee'nin başrolde olduğu, Alex
Proyas'ın yönettiği, 1993 yapımı The Crow (Karga) filmi spiritüalizmine iyi bir örnektir.
C. David Friedrich’in “Kargaların Ağacı"
İngilizce ‘de korkuluk anlamındaki "scarecrown”un tam
çevirisi "karga ürkütendir”, kargaları aslında tarlalardan uzak tutamasa
da korkuluk denilince kargalar hatıra gelir.
Kargalar için tarlalardaki bitkilerden çok böcekler ve solucanlar caziptir,
birçok zararlıyı yiyerek çiftçilere yaptıkları hizmet akla getirilmez. Bilim
insanı Bernd Heinrich, tıpkı insanlar gibi kuzgunların da ileri derecede
bireysel olduklarını ve öngörülemez biçimlerde davranmaya yatkın olduklarını bulmuştu.
Kargagillerin savaşçısı “kuzgun” akademisyeni ise “saksağandır” denilebilir.
Bugün gözlerin
çevresindeki yaşlanma çizgilerini tanımlarken kullanılan "karga
ayağı" deyimini kullanırız. Keza gemi direğinin tepesine yakın kondurulan
gözlem kulesi anlamındaki "karga yuvası" terimi denizcilikte halen
kullanılmaktadır. Bazı özlü sözlerle yazımızı tamamlayalım.
- Kılavuzu
karga olanın burnu pislikten çıkmaz.
- Ölecek
karga, kırılacak dala konar.
- Karga
bülbülü taklit edeyim derken, kendi ötüşünü unutur.
- Kuzguna
yavrusu, şirin görünür.
- Kargadan
post, cahilden dost olmaz.



