Sayfalar

5 Kas 2011

Atatürk'e Ait Olmayan Ünlü Söz

                                                   
  
Sıklıkla karşılaştığımız bir söz vardır hastane duvarlarında, sağlık kurumları yayınlarında veya ders kitaplarında “Beni Türk Hekimlerine Emanet Ediniz”.  Bu sözü anlamlı kılan sözün içeriğinden çok  sözün sahibidir. Mustafa Kemal Atatürk. Bu söz ne zaman söylenmiştir, nerede söylenmiştir, yazılı kaydı veya sözlü tanığı var mıdır ? ….Bilen yok.
Özlü sözler her zaman doğru mudur, araştırılmaz, hemen kabul edilir. Atatürk’e mal edilen bu sözün de eldeki belge ve anlatımlar doğrultusunda söylenmemiş olanı söylettirme olarak kurgulanan  bir örnek olduğu kanısındayım. Atatürk’ün yaşamı detaylı incelendiğinde yabancı doktorlar tarafından muayene ve tedavi edildiğini görürüz. Özellikle ölümünden öceki bir yıl içinde Fransız, Alman, Avusturya’lı hekimleri hastalığının tanı ve tedavisinde sıklıkla görmekteyiz. Prof Dr Noel Fissinger Paris Tıp Fakültesinden üç kez Türkiye’ye getirilmiş, 1933 Üniversite Reformu ile ülkemizde bulunan Alman Ord Prof Dr Erich Frank, Berlin Tıp Fakültesi’nden Prof Dr Güstav von Bergmann, Viyana Tıp Fakültesi’nden Prof Dr Hans Eppinger, son hastalığında Atatürk’ü muayene etmişler, önerilerini sunmuşlardır.
Daha eskilere gidecek olursak, Atatürk’ün 1918 sonlarında Yıldırım Orduları Kumandani iken, gençliğinde geçirdiği pyelonefrit denilen böbrek iltihabına bağlı şiddetli ağrıları için Karlsbad kaplıcalarına gittiğini, kaplıca tedavisi gördüğünü kayıtlardan öğrenmekteyiz. Aynı şekilde 1927 yılında  Mayıs sonlarına doğru geçirdiği şiddetli göğüs ağrısı (angine de poitre) için  Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam tarafından Berlin Tıp fakültesi’nden Prof Dr Friedrich Kraus ile Münih Tıp Fakültesi’nden Prof Dr Ernest von Romberg getirtilmiş, Atatürk bu yabancı hekimler tarafından  konsülte edilmiştir. 1937’de hastalığın başlangıçlarında ortaya çıkan burun kanamaları için o sırada Ankara Numune Hastanesi Kulak-Burun Kliniği Şefi Olan Prof Dr  Meyer’e muayene olmuştur. Aynı sene özellikle ayaklarında olmak üzere vücudunda, hastalığına bağlı kaşıntılar için yine Ankara Numune Hastanesi’nden cildiye uzmanı Prof Dr Marcchionini tarafından tedavi edilmiştir. Ayrıca Prof Dr Fissinger  8 Haziran 1938’de Türkiye’ye ikinci kez getirtildiğinde Atatürk, ilk önce rahatsız olduğunu duyduğu İsmet İnönü’yü muayene etmesini istemiş, bunun üzerine önce Ankara’ya giden Dr Fissinger İnönü’yü muayene ettkten sonra İstanbul’a dönerek Atatürk’ü muayene etmiştir. Ayrıca Atatürk’ün en yakınında bulunan etkili isimlerin, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak, Özel Kalem Müdürü Vedit Uzgören, Başyaver Celal Önen ve Ali Kılıç’ın  Atatürk’e gereli bakım yapılmadığı endişesini taşımakta olduklarını ve bu nedenle  yabancı doktor getirtme istekleri olduklarını biliyoruz.
Atatürk, yabancı  hekimlere güvensizlik duyan bir insan olsaydı, yukarıda adı geçen hekimleri bu kadar rahat kabullenir miydi ? Peki o zaman bu söz nereden çıktı ?  Kanımca Atatürk’ün söylemediği bu söz onun ölümünden yıllar sonra, hekimlerimizde  motivasyon sağlama ile işgüzarlık yapma arasında değişen bir yelpazede,  dönemin bürokrat veya politikacıları tarafından söylettirildi, üretildi. Amaç belki Türk hekimlerini onore etme, yüceltmeydi,  belki de milli duyguların bir söylemiydi. Hangi amaçla üretilmiş olursa olsun, neden bu kadar benimsendi, o da ayrı bir konu. Atatürk’ün sağlık ve tıbba ilişkin fazlaca bir sözü olmadığı için kabullenilmiş olabilir veya günlük yaşama ait uygulanabilirliği kolay bir söz olduğu için de benimsenmiş olabilir.
Gerçi Atatürk’ün bu sözünü destekleyecek mahiyette bazı  davranışlarına  belgelerde rastlamaktayız. Örneğin;  1938 Şubat sonlarında uzun süren burun kanaması nedeniyle Atatürk’ün Çankaya’daki Balkan İttifakı Hariciye Nazırları yemeğine çok geç katılması üzerine, zamanın Sağlık Bakanlığı müsteşarı Dr.Asım Arar’ın uyarısı ile İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve Başbakan Celal Bayar tarafından yabancı uzmanların çağrılması önerisine katılmamış, kendi doktorlarının konsültasyonunu yeterli bulmuştur.  Ataürk, Afet İnan’a 14 Haziran 1938’de gönderdiği mektupta  ise şöyle demektedir: “vaziyetim şudur: bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış,ilerlemiştir....hükümet reyimi almaya lüzum görmeksizin Fissinger’i getirtti....”  Atatürk’ün sürekli hekimlerinden M.Kamil Berk anılarında “ ...Prof Eppinger ve Prof Bergman’ın ortak muayenelerinden sonra Atatürk işaretle önce Dr Samuel Abravaya’yı (Marmaralı), sonra odadaki diğer Türk hekimleri çağırarak kendisini muayene ettirmiş, böylece yabancı meslekdaşların yanında onları yüceltmiştir” diye yazmaktadır.
Bu konuda çalışma yapan anestezinin duayenlerinden Prof. Dr. Cemalettin Öner’in  “Atatürk'ün Beni Türk hekimlerine emanet ediniz  şeklinde bir istek ve direktifi bulunamamıştır. Mesleğimize onun ağzından saygınlık kazandırmak istenmiştir” şeklinde görüşüne katılmaktayız. Cemalettin Öner Hocamız daha da geniş bir değerlendirme ile konuya açıklık getirmektedir:
Hastalığın başlangıç döneminde Türk ve yabancı hekimler kaşıntı ve kanamaları semptomatik olarak tedavi ederlerken, nedenini de araştırmış ve bir sonuç çıkarmışlar mıdır?  Buna ait bir belge bulunamamıştır. Hastalığın ilk tanısı Atatürk'ün vefatından sonra yapılan yayınlara göre 1938 yılı ocak ayı sonlarında Yalova'da Dr. Nihat Reşat Belger tarafından 'karaciğer rahatsızlığı' olarak konulmuş ve bizzat Atatürk'e izah edilmiştir. Bu tanının daha önce Prof. Neşet Ömer İrdelp gibi yetenekli bir hoca tarafından düşünülmemesini kabul etmek zordur. Gerek Türk ve gerekse yabancı hekimlerin almak istedikleri tıbbi önlemler, hastalığın ilk dönemlerinde yeterince uygulanamamıştır.”
Atatürk’ün askerlik, siyaset, ekonomi ve toplum, spor, bilim vb konulardakidaki sözleri tarihi kişiliğine yansıtmak amacıyla vurgulanabilir, referans gösterilebilir. Fakat onun genelde ilgisini çekmemiş konularda bile ona dayandırılan bir söz ve düşünceyi  doğruymuş gibi  her yerde kullanmak samimiyetsiz, doğru bir iş değildir.
Sonuçta Atatürk’e  ait olduğu kabul edilen Beni Türk Hekimlerine Emanet Ediniz” sözü bir yakıştırma sözdür, hekimlerimizi  yüceltme amacını taşıyan üretilmiş bir sözdür, buna karşın hastanelerimizin duvarlarını Mustafa Kemal Atatürk imzasıyla süslemeye halen devam etmektedir. Bunun yerine  onun “ HAYATTA EN HAKİKİ MÜRŞİT İLİMDİR” sözü konulmalıdır. (mürşit: doğru yolu gösteren, kılavuz). Atatürk’ü anlamanın ilk adımı onun sözlerine, eserlerine, hedeflerine gerçekçi ve doğru olarak sahip çıkmaktır.



1 yorum:

  1. bu kadar tecrübe sahibi olunca söylenmiş bir söz olabilir!!!

    YanıtlaSil